17 Şubat 2015 Salı

Annem gelince bizim evde pişenler../ Mantarlı Gözleme

İnstagram'dan ve Facebook'tan paylaştım bu fotoğrafların bazılarını ama ayrıntılı olarak burada da paylaşmak istedim. Annemle babam her sene olduğu gibi bu sene de bizi ziyarete geldiler. Balıkesir'deki ablam ve yeğenlerim de okulların tatile girmesini fırsat bilerek katıldılar bize. Sayılı gün çabuk geçer tabi, geçtiğimiz hafta ortasında kaldık yine ablamla başbaşa.
Daha önceki yazılarımda da bahsetmiştim, bizim aile bir araya geldiğinde mutlaka özlenen lezzetler pişirtilir anneme. Onun ellerinden bazlamalar, sarmalar, ekmekler, mantılar, baklavalar, gözlemeler yemek ayrı keyif verir. Bu sefer ben de işin içine fazlasıyla girip her aşamayı kaydetmek istedim. Elimde fotoğraf makinem, telefonumla kendim için pratik anları kaydettim.
Her ne kadar dişçi randevum yüzünden mantıya yetişememiş olsam da diğerlerini paylaşacağım sizlerle.

Annem bayramlarda veya bizim ziyarete gideceğimiz zamanlarda baklava yapar mutlaka. Eskiden birlikte yapardık. Daha doğrusu bize ya bezeleri yuvarlatır ya da küçük küçük açtırırdı. Gerisini kendisi yapardı. Bu sefer artık sen de öğren diyerek oturttu beni de dizinin dibine, yamağı oldum :) Laf aramızda ışığı da bende gördü, diğer ablalarım beceremez diye düşündü sanırım :P
Aralarına nişasta serperek üst üste dizdiğimiz, 15 adet tatlı tabağı büyüklüğündeki hamuru merdane ile açarak büyüterek 4 tane yufka hazırladık. Toplamda 60 kat oluyor yani. 3 kata da ceviz serpiliyor ve son yufka da düzgünce serildikten sonra kesme işlemi başlıyor. Önce 4'e, sonra her parça da 2'ye kesiliyor ve başlıyor dilimler oluşturulmaya. Üzerine, her yerine gelecek şekilde eritilmiş kızgın yağ karışımı dökülüyor. Güzelce pişip, kızarıncaya dek tutuluyor fırında. Şerbeti ılıkken yine ılık olan baklavanın üzerine dökülüyor ve iyice çekmesi bekleniyor.
İşte bu kadar :D Nasıl, iyi öğrenmiş miyim? Hamurunun malzemelerini unuttum ama :P O da bir dahaki sefere..
Bir iki gün sonrasında bir hamur da heyecanla beklenen mantarlı ekmekler (gözleme) için yoğurduk.
Onda da ablam yamaklık etti anneme, ama tabii ben göz ucuyla da olsa kapmaya çalıştım püfleri.

Boğaz işi hiç bitmez, günde üç öğün ona çalışır eller diyerek geçiyorum yaprak sarmamıza.
Yaprak sarması kısmı beni biraz aşıyor. Tamam hamur işleri bana göre olabilir ama yaprak sarmak benim pek işime gelmiyor. Bir tencereyi doldurabileceğimi hiç sanmıyorum. Sabır işi ve biraz da rahat bir yer edinmek gerekiyor, kolayca, sorunsuz sarabilmek için. Ben bir süre oturduktan sonra sırtım ağrıyor, canım sıkılıyor, ayaklarım uyuşuyor, bayılacak gibi oluyorum. O yüzden pek uzun süre oturmam sarmanın başına. Ama yemesini çok severim :)) Bayılırım yeni pişmiş sarmaya. Ve bizim usul olanına tabii ki. Annem bol salçalı, bol soğanlı ve bol otlu yapar sarmayı. Nane, dereotu ve maydanoz olmazsa olmaz. Ne çok sıkı sarılmış, ne de çok gevşek olacak. Sevmeyiz salçasız sarmayı, ak benizli diye nitelendiririz. Hele soğanı azsa ayyyy hiç beğenmeyiz :) Sarma kriterlerimiz çoktur. En güzelini annem ve ablam yapar bize göre. Tabi zeytinyağlı ve etli çeşitleri de var ama bizim asıl usul böyledir. Gerçi fotoğraflardaki haline tekrar salça ekledik, az geldi gözümüze.
Biz her türlü dolmayı, sarmayı bu içle hazırlarız. Bazen kıyma ekleyip etli yaparız, özellikle kuru dolmalarda bu iç nefis oluyor. Zeytinyağlı sarma ve dolma içlerimiz farklıdır tabii ki.
Ve sarmaya asla dolma demeyiz^^

İşte böyle. Sarmanın son hali yok ama ileride bir çılgınlık edip kendim yaparsam veya en kolayı ablam tekrar yaptığında yumulmadan önce aklıma gelirse çeker koyarım bir son hali fotoğrafı :)

Ve bugünün tarifi mantarlı gözlemeler.. Mantarlı ekmekler bizim deyimimizle.
Mantarlı Gözleme
Malzemeler
Hamuru için
3 su brd. un
Yeteri kadar ılık su
Tuz
Mantarlı İç için
Yabani veya kültür mantarı
2 orta boy soğan
1 yemek kaşığı salça
Tuz, karabiber

Yapılışı
  • Öncelikle hamur için unu geniş ve derin bir kaba alın, biraz tuz ekleyin ve yavaş yavaş su ekleyerek, yumuşak ve ele yapışmayan bir hamur olana dek yoğurun. Üzerini bir bezle kapatın ve dinlenmeye bırakın.
  • Bu sırada bir tencerede biraz yağla yemeklik doğranmış soğanları kavurun. Salçasını ekleyip kavurun.
  • Mantarları doğrayın, bıçakla tekrar üzerlerinden geçip küçültün (biz annemin toplayıp, şişelediği mantarlardan kullandık) tencereye ekleyin. Tuzunu baharatlarını ekleyin ve suyunu salıp çekene dek pişirin. (önceden pişmiş, salamura olmuş, haşlanıp buzluğa kaldırılmış mantar kullanacaksanız suyunu iyice süzüp kullanın ve biraz kavurup ocaktan alın)
  • Hamuru cevizden büyük bezelere kesin, her bir bezeyi unlu zeminde açın. Yarısına iç malzemeden yayıp hamuru kapatın. Ocakta ısınmış yapışmaz tavada iki tarafını da pişirin. Dilerseniz pişen taraflara tereyağ/ margarin veya zeytinyağı sürüp, kağıt peçete serilmiş bir tepsiye dizin ve üzerlerini bir örtüyle kapatın.
Afiyet olsun!

9 Şubat 2015 Pazartesi

Son zamanlarda ben..

Bu yazım biraz alışılmadık bir son zamanlar yazısı olacak.
Blogdan uzak kaldıkça yazmak zorlaşıyor. Arşivde Ocak ayının yanında (1) görmek canımı sıkıyor. Bu gidişle Şubat'ın yanında da aynısı yazacak diye korkuyorum. Neden onca tarife, fotoğrafa rağmen yazmadığımı bilmiyorum. Beni heyecanlandıracak, paylaşma isteğimi kabartacak fotoğraflarım ya da tariflerim yok, sanırım ondan. Ya da üzerlerinden zaman geçtiği için gözümde eskidi o fotoğraflar. Bakmak artık haz vermiyor sanki.
Blogumla ilgili karmaşık düşünceler içerisindeyim. Bir yanım yeter bu kadar, bırak dese de, bu kadar alıştıktan sonra zorlanırsın, gelecekte belki paylaşacak daha çok şeyin olacak diyen diğer yanım ağır basıyor.
Bazen kendime neden blog yazdığımı sorduğumda elbette ki çektiğim fotoğrafları göstermek isteğim ön planda oluyor. Sizler neden yazıyorsunuz bilmiyorum ama benim içimde beğenilme duygusu ağır basıyor. Egomu beslemek diyebilirim. Bu yüzden fotoğraflarıma özen gösteriyorum. Yeni birşeyler olsun, kurgusu ön planda olsun diye uğraşıyorum. Yoksa amacım insanlara tarif ulaştırmak, kendime tarif defteri oluşturmak vs değil. Zaten benim paylaştıklarımı daha önce yüzlerce insan paylaşmış oluyor, yeni bir tarif ortaya çıkarmadığım sürece de heyecan duymuyorum aynı şeyleri paylaşırken. Burayı istediğim gibi at koşturabileceğim bir alan gibi gördüğüm için aklıma ne gelirse, içimden, fotoğraf makinemden ne geçerse paylaşıyorum. Fotoğraflara bakarken veya yaptığımı görüp denemek isterken sizler de benimle aynı şeyleri hissedin istiyorum. Bu kadar açık sözlü olmam da doğru mu bilmiyorum açıkçası. Beni psikolojik olarak değerlendirseler herhalde şöyle bir yorum yapardı uzmanlar; kariyerinde ve hayatında dilediği yere ulaşamayıp, kendini tatmin edemediği için, başarılı olduğu konularda başkalarından güzel karşılık görmek, takdir edilmek, bir nevi yıpranmış egosunu bu şekilde beslemek arzusu görüyoruz. Evet, kendime şöyle bir bakıp neden yazdığımı, yemek pişirdiğimi, fotoğraf çektiğimi sorduğumda alabildiğim en içten cevap bu oluyor. Kendimi iyi gördüğüm konularda takdir edilmek birinci amacım. Ha bu demek değil ki yapıp yedirmek, birilerine ilham olmak veya paylaşmak hoşuma gitmiyor. Elbette hoşuma gidiyor ama, içimde ağır basan büyük his, az önce açıkladığım.
Ancak yaptıklarımın başarısını izleyici sayım veya yorum sayımla değerlendirmek istemiyorum. Çünkü geçen bu seneler ve gerek sosyal medya olsun gerek bloglar olsun sonunda farkettim ki çok fazla izleyici, takipçi, yorum, içerisinde saygı olmadıkça benim istediğim bir şey değil. Çok fazla görüyorum maalesef Facebook sayfalarında insanlar telefondan girdiğini bahane ederek "tarif????" şeklinde yorumlar yapıyorlar hiçbir emeğine, uğraşarak çektiğin o fotoğraflara bir saygı göstermeden. Bu tip insanlara karşı tahammülüm olmadığı için bloğumun ve Facebook sayfamın takipçi sayısı bana yetiyor. Bazen mesajlar geliyor Facebook sayfama, sayfanızın tanıtımını yapalım, tariflerinizi paylaşalım diye, ama teşekkür edip geri çeviriyorum çünkü kalabalık iyi gelmiyor bana, az ve öz olanı seviyorum. Asıl amacım kıymet bilen bir iki kişinin gözlerine, beğenisine hitap edecek birşeyler yapmak olduğu için mutluyum. O yüzden yukarıda bahsettiğim takdir kısmının sayılarla ilgisi olmadığını belirtmek isterim.
Bu içten açıklamayı da yaptıktan sonra huzurla bir sonraki yazıma geçebilirim.
Aslında yazıya başlarken amacım annemle yaptıklarımızı paylaşmaktı ama satırlar bir anda böyle şekillendi. Tekrar tekrar okuyup silmeyi düşündükten sonra vazgeçip içimden şuan geçenler olarak paylaşmak istedim.
Beni dinlediğiniz için teşekkürler..

19 Ocak 2015 Pazartesi

Kahvaltı Keki, Tuzlu Mini Kekler, Zeytinli, Peynirli Kek, Tuzlu Muffin

Merhabalar,
Arayı uzattım değil mi? Nedense, bekleyen onca tarife, DIY çalışmalarına rağmen yazasım gelmedi. Bazen böyle bir ara verme ihtiyacı hissediyor insan sanırım. Bir de yazacak pek bir şey olmayınca tıkanıyorum ben. Burayı bir yemek bloğu gibi yapmak istemediğim için, sadece tarif ver çık durumunu sevmiyorum. Mutlaka kendimden bir şeyler yazayım, paylaşacak bir hikayem olsun istiyorum.
Son haftalar da biraz yoğun geçti benim için. Ercüment'in yemin töreni için ziyarete gidecektik birkaç kişi. O sıra havalar çok fenaydı, Bolu'da yolda kalanlar, buzlu yollar felan biraz ürkütmüştü bizi. Ama ben yine de kalacak yer bulmaya çalışıyor, otobüs biletlerini ayarlamayla uğraşıyordum. Ne yazık ki hava muhalefeti nedeniyle gidemedik törene. Bir de bu hava şartlarında tehlikeye girmeye lüzum yok diye düşündük. Bu sefer de iptaller için bir telefon trafiğine giriştim.
Yine de ben duramadım tabi :) Bir kere karpuz kabuğu düşmüştü aklıma. Cumartesi gecesi için firmalara yol durumunu sordum, baktım bir şey yok diyorlar hemen biletlerimi ayırttım, hooop sabahına oradaydım :)) Hem Kastamonu'yu da tekrar görecektim. Onca zaman sonra tekrar Kastamonu'ya, karlı, buzlu yollarda gitmek beni çok heyecanlandırmıştı. Orada okurken Şubat tatilinde Bolu hep karlı olur, otobüsün en ön koltuğundan karlı yolu seyrede seyrede gidip gelirdim İstanbul'a. Yine öyle bir yolda ulaştım Kastamonu'ya, gezdik dolaştık o gün. Tabi unutmuşum Kastamonu'nun soğuğunu. Dondummm, dondum.. Yani bir güzel şifayı da kaptım geldim.
Bugün hapşırıklarım, öksürüklerim ve durmak bilmeyen burnum için çekmecemdeki koca bir rulo tuvalet kağıdıyla mutluyum, huzurluyum :)
Bu hafta sonu da işte bir mutfağa giresim tuttu. Tamamen ekmek almaya üşenmekten önce börek yaptım. Sonra da yeğenlerime de götüreyim diye tuzlu kekler yaptım. Bir anda akla gelip, öylesine karıştırılmış malzemelerle, böyle güzel dokulu ve lezzetli bir kek çıkması benim "uğraşıp özenirsen bir şeye benzemez, öylesine iki dakikada yapıver" tezimi bir kez daha doğruladı :)
 Tabi "günaydın" yazıyor, sabah yayınlamayı düşündüğüm ve yazıya sabah başladığım için. Ama işyerinde olunca bu saatlere kadar uzuyor bir yazıyı yazıp yayınlamak. Bu seferlik idare edin pilizzz ;)



Zeytinli, Peynirli Mini Kekler / Muffinler
Malzemeler (8 adet)
50 gr eritilmiş margarin / tereyağı
2 yumurta
1+ 3/4 cup un (1+ 1 su brd.dan bir parmak eksik)
1 çay brd. süt
1 paket kabartma tozu
1 kibrit kutusu büyüklüğünde beyaz peynir
4 adet çekirdeği çıkarılmış, doğranmış siyah zeytin
1 tutam kurutulmuş dereotu
3-4 dal taze maydanoz
Tuz

Yapılışı
  • Yumurtaları ve eritilmiş yağı tel çırpıcı ile çırpın.
  • Sütü, ufalanmış beyaz peyniri, zeytin parçalarını, otları ve tuzu ekleyip karıştırın.
  • Unu da ekleyin ve tahta kaşıkla karıştırın. biraz kalın bir hamur olacak.
  • Birer dolu kaşık karışımı cupcake kalıplarına koyun ve önceden ısıtılmış 180 derecedeki fırında pişirin.

Afiyet olsun.

Görüşmek üzere.
Tasarım:Sawako Kuronuma