17 Mayıs 2016 Salı

Cherry Domatesli Tart

Şu son aylarda kafam allak bullak olduğu için ve evde de pek vakit geçiremediğimden mutfağımı biraz boşladığım doğrudur. Hiç bir şeyler pişirmedim değil elbette ama genelde sadece karın doyurmak için pişirdim gibi bir şey. Zaten onları ayrıca yayınlayacağım, diyet yemekleri olarak.
Ancak ilk olarak, geçen haftalardan birinde pişirdiğim, hangisiydi bulamıyorum beynimin içinde^^, domatesli tartımı paylaşmak istiyorum.
Epey uzun bir zamandır aklımdaydı cherry domateslerle bir tart yapmak. Hem görüntüsünden çok hoşlandığım için, hem de tadını seveceğimden emin olduğumdan aklımın bir köşesinde bekliyordu. Hafta sonunda boş kaldığım anlardan birinde yaptım bu tartı.
Hem kendi diyetimden, hem de artık etrafımda yediklerine dikkat etmesi gereken birçok insan olduğundan, hamurlarımda daha çok tam buğday unu kullanıyorum. Yağ kullanılacaksa miktarı azaltıyorum, zeytinyağı veya tereyağ kullanıyorum. Hamurların kıvamını ayarlamak için tereyağı fazla kullanmak yerine, yoğurt ve süt de kullandığım oluyor.
Bu tartta da hamuruma beyaz peynir ilave etmeyi, bol tereyağı yerine biraz yoğurt ve zeytinyağı kullanmayı tercih ettim.

Tam Buğdaylı, Peynirli Domatesli Tart
Malzemeler
1,5 cup tam buğday unu
1/2 cup beyaz un
1 cup beyaz peynir
2/3 çay brd. zeytinyağı
1/2 su brd. sulu yoğurt
Tuz

8-10 adet cherry domates
1 su brd. süt
Yarım paket taze krema
1 yemek kaşığı un
1/2 cup lor peyniri
1 yumurta
2 dal taze sarımsak
Kekik
Karabiber, tuz

Yapılışı
  • Öncelikle domatesleri yıkayın, ikiye kesip sap kısımlarını temizleyin. Bir borcama veya tepsiye zeytinyağı sürün. Domatesleri kesik tarafları yukarı bakacak şekilde dizin ve 200 derecede ısınmış fırında 10-15 dk pişirin. Fırından çıkarıp ters çevirin ve 10 dk da bu şekilde pişirin.
  • Hamur için unları bir kaba alın, tuz ekleyip karıştırın. Üzerine tereyağı alıp çatalla ezerek karıştırın. Beyaz peyniri de ekleyip ufalayarak karıştırın. Yoğurdu ekleyip çatalla tekrar karıştırın. Unlu ve topak topak parçalar olacak. Avucunuzda sıktığınızda birleşen bir yapısı olmalı, olmadıysa az daha yoğurt ekleyebilirsiniz.
  • Yağlı kağıt serili tepsiye dökün hamuru. Ellerinizle sıkarak ve bastırarak şekil verin. İsterseniz tart kalıbında da yapabilirsiniz. (Ben dikdörtgen şekil olsun istediğim ve kalıbım da olmadığı için elle şekillendirdim.) Çatalla her tarafında delikler açın. Önceden ısınmış 180 derecedeki fırında hafifçe kızarana dek pişirin. Soğumaya bırakın.
  • Bu sırada bir kasede krema, yumurta, lor, sarımsak, baharatlar ve unu çatalla çırpın. Süt ekleyip karıştırın.
  • Soğuyan tart tabanının üzerine yavaşça dökün. Taşırmamaya ve akıtmamaya özen gösterin. Kenarlarda çok boşluk kalırsa azıcık daha lor ve süt ekleyebilirsiniz.
  • Üzerine pişen domatesleri de, kesik yüzleri yukarı bakacak şekilde yerleştirin. Üzerine son olarak kekik serpiştirin ve önceden ısıttığınız 180 derecedeki fırında 20-30 dk pişirin. (Süreyi kendi fırınınıza ve sütlü kısmın durumuna göre artırıp azaltabilirsiniz. Ben süreye çok dikkat etmemişim bu sefer^^ ) 
  • Sütlü kısım koyulaşınca fırından çıkarabilirsiniz. Ilıdığında tüketmenizi tavsiye ederim.
Afiyet olsun!
Görüşmek üzere.
 

10 Mayıs 2016 Salı

Çift Fotoğraflarımız

Sinop'a gitmemizin asıl sebebinden bahsetmiştim biraz geçen yazımda.
Evlenmeden önce çekilmiş çift fotoğraflarımız olsun istiyorduk. Ama bunu da her yerde gördüğümüz şekilde basmakalıp değil, bize özgü, doğa içerisinde yapmak istiyorduk. Küçük Çamlıca bizim çok sevdiğimiz bir yerdir ama bu fotoğrafları orada çekmek istemedik. Hem çok kalabalık oluyor her daim, hem de çok klişeleştiğini düşünüyoruz. Daha yeşil, mavisi olan, rahat davranabileceğimiz kadar sakin olan bir yerler istiyorduk.
Ercüment bana Ayancık'tan ve buradaki doğal güzelliklerden bahsedip, üstüne bir de Akgöl'ün bir fotoğrafını gösterince tamam dedim. Artık bulmuştuk o yeri ve mutluyduk. Zaman yaklaştıkça çevre güzellikleri de araştırdım ve şelalelerden haberim oldu. Artık hedefimiz belliydi ve plan yapmaya başlamıştık bile.
Kafamızda tüm planı oturttuğumuzda uçak biletlerine bakmaya, kalacak yer düşünmeye başladık. Kastamonu-Sinop güzergahı düşündük ilk önce. Her ikimizin de memleketleri olsun dedik. Hatta araya karlar içinde Ilgaz'ı da eklemek istedik ama her şey uymuyordu birbirine. Çünkü planımız kısa süreliydi ve git-gel yaparak çok fazla zaman harcamak zorunda kalacaktık. Sonunda Ayancık'ta akraba ziyaretleriyle birleştirilmiş, iki günlük bir gezi planladık. Fotoğraf mekanımız İstanbul'a göre sıradışı olduğundan bir fotoğrafçı tutmaya kalksak bize göre pahalıya mal olacaktı. Bu yüzden kendi fotoğraflarımızı kendimiz çekmeye karar verdik. Bu şekilde hem eğlence hem de bol anı katmış olacaktık bu fotoğraflara.
Biz sonuçları ve o anları çok sevdik. Gösterdiğimiz ve bizi tanıyan herkes de bize özgü ve güzel buldu fotoğraflarımızı. Tabi sizin gördüğünüz bu halleri için biraz üzerinde oynamam gerekti.
Elbette herkes farklıdır, kimileri şaşaalı şeyleri sever, kimileri daha eğlenceli, hareketli olanları sever. Bizse sade, doğal, doğa içerisinde olanı seviyoruz. Ben özellikle büyük bir 'kendinyap'çı olduğumdan her şeyde elim olsun istiyorum. Fotoğrafa olan ilgim de ortada. Bütün bunları düşünerek, neler yapabileceğimizi ve neler yapamayacağımızı göz önünde bulundurarak yaptık planımızı. Tam bir fotoğrafçı elinden çıkma fotoğraflar olmasa da bizi tatmin eden, doğal fotoğraflarımız oldu.
Bizim gibi çift fotoğraflarını, düğün, nişan, söz, davetiye fotoğraflarını kendisi çekmek isteyenlere, daha ucuza mal etmek isteyenlere bir yol göstermek için ayrıntılı olarak paylaşmak istiyorum.
Planımız şu şekildeydi;
  • Öncelikle çekimlerde giyeceğimiz kıyafetlerimizi düşündük ve ayarladık. Gelinlik giymeyi düşünmediğim ama gelin olduğumu belli edecek bir şeyler giymek istiyordum. Gri penye bir elbise kullanmayı tercih ettim. Ercüment de mavi, lacivert keten gömlek ve krem pantolon kullanarak uyum sağladı.
  • Gideceğimiz yerler için bir güzergah belirledik. Zaman kısıtımız olduğu için uçakla gitmeye karar verdik. Ama orada araca da ihtiyacımız olacaktı. Uçak biletlerimizi almadan önce havaalanında bulunan bir araç kiralama şirketiyle görüştük. Aracı da ayarlayıp uçak biletlerimizi aldık.
  • Kalacak yer olarak önce otel veya öğretmenevi araştırdık. Öğretmenevleri böyle kısa seyahatler için birebir. Ancak daha sonra orada bulunan akrabalar da olduğu için, onlarda kalmamızın daha doğru olacağını düşündük.
  • Fotoğraflarımızı kendimiz çekecektik. Bendeki Canon E550d'yi kullanacaktık. İnternetten uygun fiyata, 103cm bir tripod aldık. Böylece çekimlerimizi süreli ve seri çekim ayarında yaptık. Seri çekim olduğu için her gruptan istersek gifler de hazırlayabileceğiz. Yey!
  • Saçlarım kısa olduğu için sadece çiçek taç veya toka kullanmak istedim. Ama çok rüzgarlı olmasaydı Sinop'ta bir kuaförde kabartıp, dalga yaptırmayı istiyordum.
  • Gitmeden önce birkaç doğal poz araştırması yaptık. Poz, en çok sıkıntı çektiğimiz konu oldu. Çünkü ikimiz de fotoğraf makinesi önünde far görmüş ceylan gibi kalıyoruz. Biraz zorlandık ama sonradan açıldık ve güzel anlar yakaladık.
  • Çiçek demişken, gelin olduğunu belli etmenin en etkili yolu elbette bir bukettir! Buketi buradan oraya götüremeyeceğimiz için (aslında gidermiş de) Sinop merkezdeki Botanik Çiçekçilik'ten sade, bol yeşilli, pembeli bir buket yaptırdık. Orada çalışan arkadaş da bize bu konuda çok yardımcı oldu ve istediğim şekilde bir buket hazırladı benim için. Sonrasında deli gibi esen rüzgara karşı fotoğraflar çektik!
Böylece buradan, bizi çok güzel ağırlayan Necmiye Yenge ve Ergin Abi'ye çok teşekkür ediyorum. Çok güzel iki gün geçirdik.

Düğünümüz sonrasında bir de gelinlik ve damatlıkla, Marmaris'te çekim yapmayı planlıyoruz.
Bu ay sonunda düğünümüz olacak. Kafamda milyonlarca soru ve iş var her gelin adayında olduğu gibi. Yapılacak çok iş olduğu için çok fazla vaktim de yok. Ama çok koşturduğumu da söyleyemem. Sanırım biraz rahatız biz :)
Buralara çok sık uğrayamayabilirim. Ama Instagram'dan paylaşımlarım daha sık olacaktır.
Yine de bekleyen bir iki tarifi yayınlayacağım uygun zamanlarda.
Fotoğraflar hakkında fikirlerinizi görmek isterim. Gıstırlık yapmayın ;) (malını saklayan, kendini ağırdan satan anlamında kullanılır bizim oralarda) Ayrıca kendinizi gıfıra kısmayın :)) (bu da aynı anlamda)
O halde görüşmek üzere!
Sevgiler.

26 Nisan 2016 Salı

Sinop

Merhaba! Cumartesi günü döndük Sinop'tan. Herşey harikaydı -buz gibi esen rüzgar bile şimdi tatlı geliyor^^, herşey istediğimiz gibi gitti.
Sinop'tan bol haberle döneceğimi söylemiştim bir önceki yazımda. Gerçi Instagram'da yaptığım paylaşımlardan anlaşılmıştır; Ercüment ve ben nişanlandık ve kısa süre içinde de evleneceğiz. Aslında nişanımız Şubat ayında olmuştu, ama ben uzun süre aynı şeyleri paylaşmak istemediğim için herşey kesinleşince paylaşımlarıma başlamak istedim.
Birkaç senedir çift fotoğraflarımızı Sinop'ta çekmek üzerine konuşuyorduk. Mutluluğumuzu Karadeniz'in doğal güzellikleriyle fotoğraflamak çok daha çekici geliyordu. Nitekim öyle de yaptık.
Başka hiçbir yer düşünmeden Sinop biletlerimizi aldık, planlarımızı yaptık ve günü gelince her birini sıra sıra gerçekleştirdik.
Çok fazla fotoğraf olduğu için bugün sadece Sinop fotoğrafları paylaşacağım. Çift fotoğraflarımızdan, planımızdan ve nasıl uyguladığımızdan başka bir yazıda bahsedeceğim.
Buradan giderken Ercüment yanında montunu da götürmek istemişti ve ben komik bulup gülmüştüm. Sonunda da çantasından çıkarttırmıştım. Ancak o monta çok ihtiyacımız oldu, çünkü hava epey serin ve rüzgarlıydı. Yağmur beklendiğini biliyorduk zaten, ama bu kadar rüzgarlı olacağını tahmin etmemiştim ben. Dolayısıyla Ercüment şimdi hasta^^
Çay bahçelerindeki tüm sandalyeler denize çevrilmişti. Sebebini çok merak ettim doğrusu, ama sıradan bir tesadüf de olabilir tabi. Sinop'ta tüm sandalyeler denize çevrilir diye muhabbetini ettik.
Sinop'un mantısı meşhurmuş. İrice, üçgen katlanmış mantı çok lezzetliydi. Hem yoğurtlu, hem de cevizli opsiyonları varmış ama biz bunu bilmiyorduk. O yüzden yoğurtlu yedik. Uzun zamandır önümde böyle büyük bir porsiyon olmamıştı^^ Keyfini çıkardım.
Kale ve surları düzgün bir şekilde fotoğraflamayı çok istedim ama yapamadım. Denizden çekilmeli bence bu fotoğraflar.
Sinop'un rengi nedir derseniz mavi ve yeşil arasında kalırım. Her yer yemyeşil, ve mavi ile içiçe.
Hamsilos'u da bir görelim diye girdiğimiz yolun Akliman'a çıkması ve bizim oranın güzelliğine aşık olmamızla birlikte ilk fotoğraf çekimimiz başladı.
Akliman, bahar olması sebebiyle yemyeşildi ve kimsecikler yoktu. Burası bir koy. Aynı zamanda bir tabiat parkı ve piknik alanı. Ufak bir ücret ödeyerek giriş yapıyorsunuz, biz araçla girdiğimiz için 12 TL ödedik. Kıyıda ormanlık alanda piknik masaları var.
Kıyıya çekilmiş tekneler, birkaç sevimli köpek ve ağlarını hazırlayan birkaç balıkçı dışında tek başımızdaydık. Bu güzelliği görür görmez fotoğraflarımıza burada başlamalıyız dedik.

Baraj gölü.
Erfelek Tatlıca Şelaleleri. Şelale'ye de aynı gün geldik. Burada irili ufaklı 28 şelale bulunuyormuş ama biz ikinci şelaleye kadar çıktık. İleriki zamanlarda diğerlerini de görmeyi çok istiyorum. Biraz tırmanma gerektiriyor ama iyi bir yürüyüşle harika olacaktır.
Buraları da gördükten sonra fazla geç kalmadan Ayancık'a doğru yol aldık. Ayancık da Sinop kadar güzel, yemyeşil dağlarla çevrili, sahil kenarında bir ilçe. Her sahil kasabası gibi içinden bir çay geçiyor ve denizle buluşuyor.
   

Yazın buralar oldukça kalabalık oluyormuş. Çoğu ev kapalı, sahipleri Almanya'da yaşıyor. Buradan Almanya'ya göç çok olmuş. 
Buralar hep yamaç olduğu için çoğu köy de bu yamaçlarda kurulu. Denize karşı, küçük köylerde büyümüş insanları dinlemek keyifliydi.
Ertesi gün sabahtan tekrar yola çıktık. Bu sefer Akgöl ve İnaltı mağarasını görmek için yoldaydık.
Ayancık'tan da, Sinop'tan çok uzak değil buralar. Akgöl de, İnaltı da çok sakindi, yine tek başımızaydık.
Mağaraya çıkışta dik merdivenler var. Biraz yorucuydu ama çıkılmayacak kadar da çok değildi merdivenler. Ancak mağara kapalıydı, henüz sezon olmadığı için sanırım. Biz burada epey eğlendik. Ürkütücü bir yanı da vardı. Ben buranın akustiğinden faydalanıp ses sanatçısı olma yolunda ilk adımlarımı attım^^ Gerçekten keyifliydi herşey.
Ta ki; biz yanlışlıkla kanyon yürüyüş yoluna girene dek. Sol tarafı uçurum olan yoldan çayı takip ederek çıktık ama nasıl bir yol. Pek fazla fotoğraf çekmemişim gerilmekten ve video çekmekten. Ama, bir sağdan bir soldan akan çay bir tarafımızda, yüksek, bahar sebebiyle her bir yerden şırıl şırıl sular akan yamaçlar, yer yer tepemize doğru çıkan kayalıklar arasındaki dar bir yoldan arabayla ilerlemek oldukça korkutucuydu. Kısa sürmesini ve doğru yol olmasını ümit ederek devam ettik. Neyse ki doğru yolmuş^^
O akşam da Ayancık'ta bir pidecide karnımızı doyurduk.
Bu pide de sanırım buralara özel bir pide. Daha önce bu şekilde yapılanını görmemiştim. Kıyması ve yumurtası karıştırılarak hazırlanmış bir harç konuyor üzerine. Çok lezzetliydi o da.
Tanıştığım herkes çok iyiydi, çok keyifli bir geziydi. Bundan sonra oralara sık sık yolum düşeceği için mutluyum. Daha ayrıntılı gezme fırsatım olacaktır.
Uzun bir yazı oldu, buraya kadar inen herkese teşekkürler.
Görüşmek üzere.
Tasarım:Sawako Kuronuma