17 Ağustos 2015 Pazartesi

Polonezköy Yürüyüşü / Patlıcanlı Dip Sos

Cumartesi günü ufak bir gezi yapalım dedik Ercüment ile. Nereye gitsek diye düşünürken aklıma Polonezköy geldi. Daha önce hiç gitmediğim ve epeydir gitmek istediğim bir yer olduğu için hemen araştırmaya başladım, ne yapılır, nereler görülmeli diye. Ancak o kadar araştırmaya rağmen hem geç çıktığımızdan, hem de çok gerekli 3. havaalanı ve köprümüzün inşaatından hafriyat taşıyan yüzlerce(?) kamyonun yarattığı trafikten dolayı bazı planları unutup sadece yürüyüşe odaklanmamız gerekti.
Aslında vardığımızda ben biraz hayal kırıklığına uğradım. Belki biz bilmediğimizden, ama orda gezecek yer yok! Ben bir çarşısı vardır dolanırız, manzaralı bir yerler vardır oturur piknik yaparız diye düşünmüştüm ama orası sadece oteller, restoranlar olan bir yermiş. Ne bileyim, biz doğayı seviyoruz, ağaçların altına yayılıp sohbet etmeyi, piknik yapmayı seviyoruz. Ormana gittik aman şu restoranda oturalım yemek yiyelim, keyif yapalım insanı değiliz biz. Zaten günübirlik gelmişiz, birkaç saatliğine kaçmışız. Tamam kafelere, restoranlara gittiğimiz zamanlar da var ama, doğayla olmak istediğimizde öyle yerleri tercih etmiyoruz. Bu yüzden Polonezköy'e bir daha gidersek yürüyüş yapmaya geliriz diye konuştuk.
Yürüyüş parkuru bayağı güzeldi. Ağaçlar arasında orman yolu. Sağı solu dik yamaçlar olduğu için ağaçlar arasında oturma şansı yok. Adı üstünde, sadece yürüyüş, koşu yapılması için. Bisiklet parkuru da var, isteyenler bisikletleriyle gidip güzelce sporlarını da yapmış olurlar.
Ben gitmeden önce piknik masaları olan bir yerler mutlaka vardır diye hayal edip birkaç yiyecek hazırlamıştım. Sandviçler hazırladım, buzlu kahve yaptım, cips ve sos hazırladım. Madem piknik yapacak yer yok, biz de bulduğumuz banka kuruluruz diyerek yürüyüş parkurunda bir bankta pikniğimizi yaptık :)
Eskisi kadar sık yemesem de arada bir kaçamak yapıp cips yiyorum. Ancak yanında mutlaka onu yememe değecek bir şeyler olmalı :) Örneğin dip soslar. Aslında sadece yoğurt sos yapacaktım, ama dolapta sırf renklerine vurulup 3 tane aldığım ve bir haftadır dolapta masum masum yatan patlıcanlarla göz göze gelince, işte budur diyerek bir tanesini közleyerek şereflendirdim :)
Patlıcanlı Dip Sos / Cips Sos
Malzemeler (2 kişilik)
1 adet orta boy patlıcan
3 yemek kaşığı yoğurt
1 yemek kaşığı mayonez
1 diş sarımsak
Tuz
Nane

Yapılışı
  • Patlıcanı ocakta veya fırında közleyin. Kabuklarını soyup ince ince doğrayın.
  • Bir kasede rendelenmiş sarımsağı, yoğurdu, naneyi, mayonezi ve biraz tuzu iyice karıştırın.
  • İyice doğramış patlıcanı ekleyip karıştırın. Nane serpiştirip soğuk olarak servis edebilirsiniz.
Afiyet olsun!

NOT: Bu arada merak edenler olursa diye yazıyorum, fotoğraflarda sosun üzerinde kızarmış çıtır soğan parçacıkları var. Ikea'dan almıştım. Bu tür cipslerle ve sandviçlerde nefis oluyor. Deneyin derim :)

Güzel bir hafta dilerim herkese,
Görüşmek üzere.

14 Ağustos 2015 Cuma

Bu aralar ben..

..
Bol bol geziyorum. Yeğenleri gezdiriyorum bahanesiyle evde oturduğum yok desem yeridir :)
 Ada'yı Şile'ye götürmüştük. Bu fotoğraflar o günden. Deniz dalgalıydı ama çok keyif aldık.
 Dondurulmuş uskumruları bol limon, yeşil soğan, karabiber ve adaçayı yaprakları ile folyolayıp fırında pişirdim. Çok lezzetliydiler.
 Yine yeğenlerimle birlikte Taco gecesi yaptık :) Bol bol yediğimiz halde daha olsa yerdik herhalde. Acılı acılı nefisti.
 Bu meyve salatasını We Got Married isimli bir Kore programında ünlülerden biri yapmıştı. O zamandan beri merak edip duruyordum. Hazır Ada da buradayken yapayım demiştim. Orijinali Filipinlerde çok sık yapılan bir meyve salatasıymış. Yoğunlaştırılmış süt, krema ve karpuz suyu ile yapılıyor. Jöle parçacıkları da ekleniyor. Hong Jin Young gazoz da eklediği için ben de ekledim. Ama gazoz tadını biraz değiştirdiği için bir daha yaparsam sadece yoğunlaştırılmış süt katarak yapacağım.
 Mısırlar henüz sütken bol bol alıp pişirdim. Tatlı tatlı mısırları azıcık haşlayıp ocakta közleyerek, köz mısır zevkini de kaçırmadım :)
Burger @ 'i henüz deneme şansınız oldu mu bilmiyorum ama biz Çamlıca'daki restoranından oldukça memnunuz. Ada ve ablam da çok beğendiler. Köftesi de hamburger de oldukça lezzetli ve hem göz, hem karın doyurucu cinsten menüler. Açıkçası ben hamburgerinden ziyade ev yapımı acı sosları için gidiyorum oraya. "Aşk acısı" dedikleri bu sos çok lezzetli. Ben sırrını çözdüm sosun ama söylemeyeceğim tabii ki^^
 Bu da Ada'ya hazırladığım Amerikan usulü kahvaltı :) Pancakeler bu güne kadar yaptıklarım arasında en yumuşak ve en lezzetli olanlarıydı. Belki de ben çok acıkmıştım ondan öyle geldi ama yemeye doyamadım^^
 Şimdik, bu sular benim Instagram'da çokça paylaştığım üç malzemeli sularım. Üç ya da beş farketmiyor elbette. Bazen sadece limonla içiyorum. Soru işaretleri çokça oluyor tabii bu meyveleri suya koyacağımıza yesek olmaz mı gibisinden. Olur tabii, suyu ayrı iç, meyveyi ayrı ye daha güzel tabii. Normalde bunlar detox için yapılan sular. Detox yapan insanlar o günlerde bu sulardan içiyorlarmış. Ama benim bu suları kullanım amacım bu değil. Bir-iki sene öncesine kadar günde 1 veya 2 bardak suyu belki içerdim, belki içmezdim. Bazen su içmeden bitirdiğim günler de olurdu. Ama sağlık sorunlarım nedeniyle su benim için en büyük ilaçlardan biriymiş. Doktorlardan ve diyetlerden anladığım kadarıyla su herşeyin başıymış, bunu öğrendim. Lakin ben su içebilen bir insan değilim. Sağlığım için diyerek zorlasam bile 3 bardağı anca içebiliyorum. Çok içtikçe de midemi bulandırıyor. Ben de önceleri yağ da yakıyormuş diyerek sabah sularıma limon dilimleri attım, limon sıktım. Sonra işi büyütüp detox sularını inceledim ve bu sulara geçiş yaptım. Bu şekilde elimin daha sık suya gittiğini farkettim. Çünkü herhangi başka bir içecek gibi içebiliyordum. Sırf su olmadığı için midem de bulanmıyordu. Nane yaprakları, maydanoz yaprakları, salatalıklar, şeftaliler, ekşi elmalar, erikler, tarçın çubukları, karanfiller, limon elbette ki.. Bütün bunları zamanla deneyerek, internette araştırarak ve damak tadıma uyanları seçip günlük rutinime ekledim. Birkaç aydır her sabah işe gelir gelmez şişemi meyveler, otlar ve suyla doldurup buzdolabına atıyorum. Gün içerisinde üzerine su eklemeleri yaparak, günde 5 ya da 6 büyük bardak su içiyorum. Neredeyse 2 litreye yakın. Tabi burada en önemli şey meyveler ve limonun çok iyi yıkanmış olması. Ben iyice ovalayarak yıkayıp sirkeli suda bekletiyorum. Sonra da kabuklarıyla birlikte kullanıyorum. Limonun hem yağını hem de suyunu almış alıyor vücudum. Tabi limonda çok fazla şeker olduğunu da unutmamak gerek. Dikkatli ve  bilinçli bir şekilde kullanılmalı bu tür otlar, meyveler, sebzeler.. Ve farkettim ki bir iki aydır öğleden sonraki tatlı krizim de yok. Canım tatlı istemiyor gün içinde. Çünkü limondaki şeker ve sürekli bir şeyler içme durumu tatlı isteğimi engelliyor. Neyse çok yazdım :) Aslında bu ayrı bir yazı olurdu ya, neyse.
Bunlar da çizimlerim. İşyerinde boş vakitlerimde böyle şeylerle uğraşmak hoşuma gidiyor. Instagram'da daha da fazlası mevcut :) O gün ne giydiğimi veya o günkü ruh halimi çizmek de hoşuma gidiyor. O yüzden bunlara benim selfielerim diyorum :))
Bu da kağıt bebeklerimden Çilek. Gördüğünüz gibi işyerindeki ataç kutumuz benim kızlarımın giysi dolabı oldu :) Mali müşavirimiz gelip de ataç aradığında bir sürü elbisenin altından ataç bulmak zorunda kalıyor^^
 Bu da yaramaz bi oğlan. Belli tipinden di mi yaramaz olduğu :))
Bu aralar evde, dışarıda, her yerde soğuk içecekler, yiyecekler tercihim. Evde muz, dondurma, süt ve buzlarla hazırladığım içecekler de favorim oldu. Neredeyse her akşam yapıyorum.
Bunlar benim evcil hayvanlarım. İşyerinde besliyorum onları. Baykuşum yeni geldi. Bugün hatta :)
Origami de işyerinde vakit buldukça yaptığım aktivitelerden. Seviyorum yapıp yapıp boyamayı :) Boş durmak iyi gelmiyor bana. O yüzden elimde hep birşeyler oluyor.

İşte böyleyim ben bu aralar.
İyi hafta sonları dilerim hepinize.
Sevgiler..

12 Ağustos 2015 Çarşamba

Pazı Pesto ve Pestolu Pizza

Son zamanlarda bizim evde sık sık pizza pişer oldu. Bir ayda 4 defa tepsi tepsi pizza pişirdim :)
Bir ay önce annem, Tosya'ya giden ablamdan bahçede o sıralar ne olduysa onlardan göndermiş :) Yeşil soğan, taze soğan, pırasa, pazı, kocaman bir kabak, maydanoz :) Seviyorum annemden gelen böyle ekstra şeyleri. Ama malum bizim evde çok sık yemek pişmiyor ve ben de pek bildiğimiz tencere yemeği insanı değilim. O yüzden gelen böyle ekstra sebzeler, benim onları kullanabileceğim tarif bulmamı ve yapmamı beklemek zorunda kalıyorlar. Az kalsın çürütecektim bu pazıları da. O yüzden tamamen pazıya ve kabağa odaklanmış bir şekilde günlerce tarif araştırdım. Aklımda genelde kiş, tart tarifleri olsa da ben oyumu pazı için pestodan, kabak için de hem pestoyu hem kabağı kullanabileceğim pizzadan yana kullandım. Bence akıllıca da oldu. En azından pestoyu birkaç tarifte kullanabilirim. Kabak da aynı şekilde bizim için büyük olduğundan birkaç çeşide girecek gibi :) Hatta bir kısmını doğrayıp dondurucuya koydum bile.
Dondurulmuş sebzeler hakkında çok bilgim yok ama, genelde havucu, biberi, pırasayı, kabağı, Kereviz saplarını ve yapraklarını, ıspanak, ıspanak kökü ve diğer otları temizleyip doğrayıp dondurucuya atıveriyorum. Tavuk çorbasına, sebze çorbalarına, ramenlere hemen çıkarıp bir parça serpiştiriveriyorum. Çok kullanışlı oluyor benim için. Çünkü bizim evde az önce de dediğim gibi sebzeler hemen kullanılıp bitmiyor. Böylece hem çürütmemiş oluyorum hem de kullanacağım zaman kolay oluyor.
Pesto sosu akşamdan hazırladım ve ertesi akşam da pizza için kullandım.  
Gördüğünüz gibi bazı yerleri kararmaya başlamıştı bile.
 Pesto sos için pazıları güzelce yıkayıp sularını süzdürdükten sonra her bir yaprağın kalın damarlarını bıçakla ayıkladım.
Elimle parçalara ayırıp robota koydum. Üzerine zeytinyağı, yarım limonun suyunu, kabuklarını ve biraz tuz ekleyip biraz çektim.
 Sonra, üzerine kavrulmuş ve parçalara ayrılmış birkaç tane bademi ve "çok iyi kavrulmuş" ayçiçeği çekirdeklerini ekleyip tekrar çalıştırdım robotu. İncecik olana dek çektim.
 Böylece pesto sosum hazır oldu. Kapaklı cam kavanozda buzdolabında saklıyorum.
Sos iyice çekildikten sonra ince rendelenmiş parmesan peyniri veya eski kaşar ekleyebilirsiniz. Bende ikisi de yoktu o yüzden kullanmadım. Çekirdek yerine sadece badem de kullanabilirsiniz.
 
Gelelim pizzalara..
Aslında her ikisini de pestolu yapacaktım ama ablam elinde bir kavanozla çıkageldi. Müstakbel eniştem'e^^ gelen acı sostan getirmişti.
Hemen o sosu da denemek istedik. Böylece birini pestolu birini acı biber soslu yaptık.
Aslında tarif vermeyi düşünmüyordum ama yine de kısaca anlatayım. Bu arada kabaklı pizzayı deneyin birgün. Bildiğiniz kabak tabi ama bence pizzaya yakışıyor.
Pazı Pestolu Kabaklı Pizza
Un
Ilık su
Kuru maya
Tozşeker, tuz
 
Kabak
Pazı Pesto sosu
Domates
Kaşar peyniri
 
Yapılışı
Hamur için bir kaba 3 cup/su brd. un eleyin, 1 tatlı kaşığı kadar instant mayayı, tuzu ve 1 tatlı kaşığı kadar tozşekeri ekleyip karıştırın. Üzerine ılık su eklemeleriyle ele yapışmayan, yumuşak bir hamur hazırlayın. Üzerini temiz bir bezle kapatıp en az yarım saat dinlendirin. Hamur iyice kabarmalı. Kabaran hamuru ikiye kesin. Bir parçasını alıp hafif unlanmış zeminde merdane ile istediğiniz kalınlıkta ve boyutta açıp yağlı kağıt serili tepsiye alın (hamuru kağıt üzerinde elinizle yaymaya çalışmayın, yapışıyor. Sonra bizim gibi kağıdı sıyırıp da yiyeceğim diye uğraşmayın. Tecrübeyle sabittir). Üzerine pesto sos sürün. İnce dilimlenmiş kabakları ve domatesleri yerleştirin. Aynı şekilde diğer hamuru da hazırlayın. Önceden ısınmış 180 derece fırında kabaklar ve domatesler büzüşmeye başlayana dek pişirin^^ Pizzayı fırından alın, rendelenmiş kaşar serpiştirin ve tekrar fırına verin. Kaşarlar iyice eriyince fırından alın.
 
Afiyet olsun!
Görüşmek üzere.
 

Tasarım:Sawako Kuronuma