haberleeeer haberleeeeer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
haberleeeer haberleeeeer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Kasım 2016 Pazar

Pazar Sabahına Fikir; Pastırmalı, Biberli Omlet / Frittata


İki hafta önce iş hayatıma belirsiz süre ile ara verdim. Şimdilik bir işsizim^^ Gönüllü işsizlerden.
Çalışmıyor olmanın en keyifli yanı evde olmak :D:D:D Evde olmak iyi hoş da, şimdiden her sabah kahvaltıda ne yesek sorusuna cevap aramaktan da sıkıldım. Aklımızın karıştığı sabahlarda imdadımıza yetişen en güzel fikir de omlet oluyor. Omletleri seviyorum, çünkü evde ne varsa ona göre şekillendirilip farklı tatlar yaratılabiliyor.
Biz bu sefer biraz da frittata havası kattık. Kalınca, bol malzemeli, sebzeli, pastırmalı bir omlet yaptık.


Pastırmalı, Biberli Omlet / Frittata
Malzemeler (4-5 Kişilik)
5 yumurta
5 dilim küçük doğranmış pastırma
1 küçük boy kuru soğan veya yarım orta boy
2 adet ince yeşil soğan, beyaz ve yeşil kısımları ayrı doğranmış
2 adet yeşil biber
1 acı veya tatlı kırmızı biber
5-6 dal maydanoz
1/2 su brd. rendelenmiş kaşar peyniri
Tuz, karabiber, kekik
1,5 yemek kaşığı tereyağı

Yapılışı
  1. Tereyağının yarısını geniş bir tavada eritin. Yemeklik doğranmış kuru soğan ve yeşil soğanın ince doğranmış beyaz kısmını tavaya alıp kavurun. Biberleri ilave edip pişene dek kavurun.




  • Pişen karışımı derin ve geniş bir kaseye alın. Doğranmış maydanoz, rendelenmiş kaşar peynir, pastırma ve yeşil soğanın yeşil doğranmış yeşil kısımlarını da koyun.

  • Yumurtaları da kaseye kırın. Üzerine tuz, karabiber ve kekik ilave edip iyice karıştırın. 

  • Kalan tereyağı tavada eritin. Karışımı tavaya döküp kapağını kapatın ve kısık ateşte pişirin. Pişmeye yakın kaşıkla aralayıp kalan sıvı kısmın da pişmesini sağlayın.
  • İsterseniz çevirip iki taraflı da pişirebilirsiniz benim yaptığım gibi. İsterseniz üzerini olduğu gibi bırakabilirsiniz. Fırına girebilen bir tavanız varsa frittata olarak tamamen fırında da pişirebilirsiniz. Her iki haliyle de nefis olacaktır.
Afiyet olsun!
Görüşmek üzere.



31 Temmuz 2016 Pazar

Kendin Yap: Saksı Ayağı /DIY: Mid Century Pot Stand

Merhaba.
Blogum sanki yaz tatiline girmiş gibi oldu bu ay. Bayramda köye gitmiştik birkaç gün için. Döneceğimiz gün bir an boşluğuma geldi ve merdivenlerden düşme tehlikesi atlattım. Tutunayım derken sağ elimde bir kemiği kırmışım. Alçı, alçıya alışma derken zaman da geçti tabi. Paylaşacak bir sürü şey birikti. Aslında nereden başlayacağımı bilmiyordum ama, evimiz için Ercüment ile birlikte yaptığımız saksı ayağımızı paylaşmak istedim.
A Beautiful Mess' i yıllardır takip ediyordum ve yapmak için sabırsızlandığım bir sürü şey kaydediyordum notlarıma. Bunlardan birisi de bu saksı ayakları. Büyüklü küçüklü bir çok çiçek aldık evimize ama çoğu hala kendi plastik saksılarındalar ve yerleri kesinleşmedi henüz. Biz de hem dekoratif duracak hem de işlevli birşeyler yapmak istedik. İlk ürünümüz de bu saksı ayağı.
Bauhaus'dan çıtalarımızı alıp malzemeleri de tamamlayınca gece vakti işe koyulduk.
50 cm yükseklikte ve 20 cm genişlikte bir stand yapmak için biz 240 cm uzunlukta bir çıta kullandık.
Çıtanın kalınlığını yapmak istediğiniz şekle göre seçebilirsiniz. Ancak büyük saksılar kullanacaksanız, ağırlığı kaldıracak kalın çıtaları tercih etmelisiniz.
Çıtamızı yukarıda gördüğünüz şekilde; 4*50 cm ve 2*20 cm olarak kestirdik Bauhaus'da.
20 cmlik ara çıtaları birbirine oturtup + şekli yapabilmek için her ikisinin de ortalarından eşit ölçüde yarıya kadar kesik açtık. Bu işlem için bizim  yeterli aletimiz olmadığı için, önce şekli çizdik ve bu şeklin kenarlarından matkapla delikler açtık. İnce bir testere ile keserek açtık oyukları.

Kısa çıtaları, istediğimiz yükseklikte olacak şekilde, uzun çıtalara 2'şer adet vida ile sabitledik. Bu iş için de daha sağlam olması için uzun vidalar ve şarjlı vidalama aleti kullandık. Her iki çıtayı da sabitledikten sonra üst üste koyarak son şekli verdik. Son kontrolleri de yaptıktan sonra kısa çıtaların birleştiği oyuk kısımlardan, uygun uzunlukta vida ile birleştirdik.
Bu uzunlukta bir stand yapacaksanız çıtanız kalın olmalı. 18*28 mm kalınlıkta bir çıta kullandık biz. Kullanacağınız saksının ağırlığına, standınızın genişliğine göre uygun çıta seçmelisiniz.


Birkaç çalışmamız daha oldu bundan sonra. Onları da en kısa sürede paylaşacağım. Takipte kalın!
Sevgiler.

Düğünümüzden..

Merhaba!
Düğünümüzle ilgili yazı yazmak konusunda biraz kararsızdım. Ayrıntılı yazmak ya da hiç yazmamak yerine kısaca geçmeye karar verdim.
Düğünümüzle ilgili çoğu şey istediğimiz gibiydi. Ufak tefek aksilikler ve o günlerin yağışlı olmasından sebep bazı eksiklikleri de pek umursamadık. Çok fazla kasmadan, rahat olacağımız, eğlenebileceğimiz bir düğün istiyorduk, neyse ki öyle de oldu. Önemli olan keyif almamızdı, misafirlerimizin keyif almasıydı.
Düğün yerimiz Beykoz'daki, Lion's Garden. Düğünümüz olacaksa ağaçlar içinde bir bahçede olsun istiyorduk. Burası da buna uygun bir yerdi. Sahiplerinin de yardımlarıyla eğlenceli ve keyifli bir akşam geçirdik.
 Nikahımıza giderken..
Sade ve beyaz bir konsept oluşturuldu mekanda. Cam suplalar, kafesli şamdanlar ve çiçekler kullanıldı masalarda. Ablamın boyadığı taşlar da her bir konuk için suplaların kenarına yerleştirildi. Benim hazırladığım teşekkür mesajı da suplaların altında yerlerini aldı.
Fotofonikten sipariş ettiğimiz fotoğraflarımız ve mandallarımızla ağaçlar arasında bir banner yaptık. Bu alan, hem anılarımızı sergilediğimiz hem de fotoğraf çektirmek için kullandığımız bir alan oldu. Aslında yağmur riski olmasaydı fotoğraf için ayrı bir alan olacaktı. Ben de kurdelalar asacaktım bunlarla birlikte ama telaşede unuttum onları hazırlamayı, yine de çok güzel bir alan oldu orası.
Aklımızdaki gibi sade, samimi, evimizin bahçesinde gibi rahat ve güzel bir düğünle evlendiğimiz için mutluyum.
Darısı tüm dileyenlere olsun.


Görüşmek üzere, sevgiler.



10 Mayıs 2016 Salı

Çift Fotoğraflarımız

Sinop'a gitmemizin asıl sebebinden bahsetmiştim biraz geçen yazımda.
Evlenmeden önce çekilmiş çift fotoğraflarımız olsun istiyorduk. Ama bunu da her yerde gördüğümüz şekilde basmakalıp değil, bize özgü, doğa içerisinde yapmak istiyorduk. Küçük Çamlıca bizim çok sevdiğimiz bir yerdir ama bu fotoğrafları orada çekmek istemedik. Hem çok kalabalık oluyor her daim, hem de çok klişeleştiğini düşünüyoruz. Daha yeşil, mavisi olan, rahat davranabileceğimiz kadar sakin olan bir yerler istiyorduk.
Ercüment bana Ayancık'tan ve buradaki doğal güzelliklerden bahsedip, üstüne bir de Akgöl'ün bir fotoğrafını gösterince tamam dedim. Artık bulmuştuk o yeri ve mutluyduk. Zaman yaklaştıkça çevre güzellikleri de araştırdım ve şelalelerden haberim oldu. Artık hedefimiz belliydi ve plan yapmaya başlamıştık bile.
Kafamızda tüm planı oturttuğumuzda uçak biletlerine bakmaya, kalacak yer düşünmeye başladık. Kastamonu-Sinop güzergahı düşündük ilk önce. Her ikimizin de memleketleri olsun dedik. Hatta araya karlar içinde Ilgaz'ı da eklemek istedik ama her şey uymuyordu birbirine. Çünkü planımız kısa süreliydi ve git-gel yaparak çok fazla zaman harcamak zorunda kalacaktık. Sonunda Ayancık'ta akraba ziyaretleriyle birleştirilmiş, iki günlük bir gezi planladık. Fotoğraf mekanımız İstanbul'a göre sıradışı olduğundan bir fotoğrafçı tutmaya kalksak bize göre pahalıya mal olacaktı. Bu yüzden kendi fotoğraflarımızı kendimiz çekmeye karar verdik. Bu şekilde hem eğlence hem de bol anı katmış olacaktık bu fotoğraflara.
Biz sonuçları ve o anları çok sevdik. Gösterdiğimiz ve bizi tanıyan herkes de bize özgü ve güzel buldu fotoğraflarımızı. Tabi sizin gördüğünüz bu halleri için biraz üzerinde oynamam gerekti.
Elbette herkes farklıdır, kimileri şaşaalı şeyleri sever, kimileri daha eğlenceli, hareketli olanları sever. Bizse sade, doğal, doğa içerisinde olanı seviyoruz. Ben özellikle büyük bir 'kendinyap'çı olduğumdan her şeyde elim olsun istiyorum. Fotoğrafa olan ilgim de ortada. Bütün bunları düşünerek, neler yapabileceğimizi ve neler yapamayacağımızı göz önünde bulundurarak yaptık planımızı. Tam bir fotoğrafçı elinden çıkma fotoğraflar olmasa da bizi tatmin eden, doğal fotoğraflarımız oldu.
Bizim gibi çift fotoğraflarını, düğün, nişan, söz, davetiye fotoğraflarını kendisi çekmek isteyenlere, daha ucuza mal etmek isteyenlere bir yol göstermek için ayrıntılı olarak paylaşmak istiyorum.
Planımız şu şekildeydi;
  • Öncelikle çekimlerde giyeceğimiz kıyafetlerimizi düşündük ve ayarladık. Gelinlik giymeyi düşünmediğim ama gelin olduğumu belli edecek bir şeyler giymek istiyordum. Gri penye bir elbise kullanmayı tercih ettim. Ercüment de mavi, lacivert keten gömlek ve krem pantolon kullanarak uyum sağladı.
  • Gideceğimiz yerler için bir güzergah belirledik. Zaman kısıtımız olduğu için uçakla gitmeye karar verdik. Ama orada araca da ihtiyacımız olacaktı. Uçak biletlerimizi almadan önce havaalanında bulunan bir araç kiralama şirketiyle görüştük. Aracı da ayarlayıp uçak biletlerimizi aldık.
  • Kalacak yer olarak önce otel veya öğretmenevi araştırdık. Öğretmenevleri böyle kısa seyahatler için birebir. Ancak daha sonra orada bulunan akrabalar da olduğu için, onlarda kalmamızın daha doğru olacağını düşündük.
  • Fotoğraflarımızı kendimiz çekecektik. Bendeki Canon E550d'yi kullanacaktık. İnternetten uygun fiyata, 103cm bir tripod aldık. Böylece çekimlerimizi süreli ve seri çekim ayarında yaptık. Seri çekim olduğu için her gruptan istersek gifler de hazırlayabileceğiz. Yey!
  • Saçlarım kısa olduğu için sadece çiçek taç veya toka kullanmak istedim. Ama çok rüzgarlı olmasaydı Sinop'ta bir kuaförde kabartıp, dalga yaptırmayı istiyordum.
  • Gitmeden önce birkaç doğal poz araştırması yaptık. Poz, en çok sıkıntı çektiğimiz konu oldu. Çünkü ikimiz de fotoğraf makinesi önünde far görmüş ceylan gibi kalıyoruz. Biraz zorlandık ama sonradan açıldık ve güzel anlar yakaladık.
  • Çiçek demişken, gelin olduğunu belli etmenin en etkili yolu elbette bir bukettir! Buketi buradan oraya götüremeyeceğimiz için (aslında gidermiş de) Sinop merkezdeki Botanik Çiçekçilik'ten sade, bol yeşilli, pembeli bir buket yaptırdık. Orada çalışan arkadaş da bize bu konuda çok yardımcı oldu ve istediğim şekilde bir buket hazırladı benim için. Sonrasında deli gibi esen rüzgara karşı fotoğraflar çektik!
Böylece buradan, bizi çok güzel ağırlayan Necmiye Yenge ve Ergin Abi'ye çok teşekkür ediyorum. Çok güzel iki gün geçirdik.

Düğünümüz sonrasında bir de gelinlik ve damatlıkla, Marmaris'te çekim yapmayı planlıyoruz.
Bu ay sonunda düğünümüz olacak. Kafamda milyonlarca soru ve iş var her gelin adayında olduğu gibi. Yapılacak çok iş olduğu için çok fazla vaktim de yok. Ama çok koşturduğumu da söyleyemem. Sanırım biraz rahatız biz :)
Buralara çok sık uğrayamayabilirim. Ama Instagram'dan paylaşımlarım daha sık olacaktır.
Yine de bekleyen bir iki tarifi yayınlayacağım uygun zamanlarda.
Fotoğraflar hakkında fikirlerinizi görmek isterim. Gıstırlık yapmayın ;) (malını saklayan, kendini ağırdan satan anlamında kullanılır bizim oralarda) Ayrıca kendinizi gıfıra kısmayın :)) (bu da aynı anlamda)
O halde görüşmek üzere!
Sevgiler.

26 Nisan 2016 Salı

Sinop

Merhaba! Cumartesi günü döndük Sinop'tan. Herşey harikaydı -buz gibi esen rüzgar bile şimdi tatlı geliyor^^, herşey istediğimiz gibi gitti.
Sinop'tan bol haberle döneceğimi söylemiştim bir önceki yazımda. Gerçi Instagram'da yaptığım paylaşımlardan anlaşılmıştır; Ercüment ve ben nişanlandık ve kısa süre içinde de evleneceğiz. Aslında nişanımız Şubat ayında olmuştu, ama ben uzun süre aynı şeyleri paylaşmak istemediğim için herşey kesinleşince paylaşımlarıma başlamak istedim.
Birkaç senedir çift fotoğraflarımızı Sinop'ta çekmek üzerine konuşuyorduk. Mutluluğumuzu Karadeniz'in doğal güzellikleriyle fotoğraflamak çok daha çekici geliyordu. Nitekim öyle de yaptık.
Başka hiçbir yer düşünmeden Sinop biletlerimizi aldık, planlarımızı yaptık ve günü gelince her birini sıra sıra gerçekleştirdik.
Çok fazla fotoğraf olduğu için bugün sadece Sinop fotoğrafları paylaşacağım. Çift fotoğraflarımızdan, planımızdan ve nasıl uyguladığımızdan başka bir yazıda bahsedeceğim.
Buradan giderken Ercüment yanında montunu da götürmek istemişti ve ben komik bulup gülmüştüm. Sonunda da çantasından çıkarttırmıştım. Ancak o monta çok ihtiyacımız oldu, çünkü hava epey serin ve rüzgarlıydı. Yağmur beklendiğini biliyorduk zaten, ama bu kadar rüzgarlı olacağını tahmin etmemiştim ben. Dolayısıyla Ercüment şimdi hasta^^
Çay bahçelerindeki tüm sandalyeler denize çevrilmişti. Sebebini çok merak ettim doğrusu, ama sıradan bir tesadüf de olabilir tabi. Sinop'ta tüm sandalyeler denize çevrilir diye muhabbetini ettik.
Sinop'un mantısı meşhurmuş. İrice, üçgen katlanmış mantı çok lezzetliydi. Hem yoğurtlu, hem de cevizli opsiyonları varmış ama biz bunu bilmiyorduk. O yüzden yoğurtlu yedik. Uzun zamandır önümde böyle büyük bir porsiyon olmamıştı^^ Keyfini çıkardım.
Kale ve surları düzgün bir şekilde fotoğraflamayı çok istedim ama yapamadım. Denizden çekilmeli bence bu fotoğraflar.
Sinop'un rengi nedir derseniz mavi ve yeşil arasında kalırım. Her yer yemyeşil, ve mavi ile içiçe.
Hamsilos'u da bir görelim diye girdiğimiz yolun Akliman'a çıkması ve bizim oranın güzelliğine aşık olmamızla birlikte ilk fotoğraf çekimimiz başladı.
Akliman, bahar olması sebebiyle yemyeşildi ve kimsecikler yoktu. Burası bir koy. Aynı zamanda bir tabiat parkı ve piknik alanı. Ufak bir ücret ödeyerek giriş yapıyorsunuz, biz araçla girdiğimiz için 12 TL ödedik. Kıyıda ormanlık alanda piknik masaları var.
Kıyıya çekilmiş tekneler, birkaç sevimli köpek ve ağlarını hazırlayan birkaç balıkçı dışında tek başımızdaydık. Bu güzelliği görür görmez fotoğraflarımıza burada başlamalıyız dedik.

Baraj gölü.
Erfelek Tatlıca Şelaleleri. Şelale'ye de aynı gün geldik. Burada irili ufaklı 28 şelale bulunuyormuş ama biz ikinci şelaleye kadar çıktık. İleriki zamanlarda diğerlerini de görmeyi çok istiyorum. Biraz tırmanma gerektiriyor ama iyi bir yürüyüşle harika olacaktır.
Buraları da gördükten sonra fazla geç kalmadan Ayancık'a doğru yol aldık. Ayancık da Sinop kadar güzel, yemyeşil dağlarla çevrili, sahil kenarında bir ilçe. Her sahil kasabası gibi içinden bir çay geçiyor ve denizle buluşuyor.
   

Yazın buralar oldukça kalabalık oluyormuş. Çoğu ev kapalı, sahipleri Almanya'da yaşıyor. Buradan Almanya'ya göç çok olmuş. 
Buralar hep yamaç olduğu için çoğu köy de bu yamaçlarda kurulu. Denize karşı, küçük köylerde büyümüş insanları dinlemek keyifliydi.
Ertesi gün sabahtan tekrar yola çıktık. Bu sefer Akgöl ve İnaltı mağarasını görmek için yoldaydık.
Ayancık'tan da, Sinop'tan çok uzak değil buralar. Akgöl de, İnaltı da çok sakindi, yine tek başımızaydık.
Mağaraya çıkışta dik merdivenler var. Biraz yorucuydu ama çıkılmayacak kadar da çok değildi merdivenler. Ancak mağara kapalıydı, henüz sezon olmadığı için sanırım. Biz burada epey eğlendik. Ürkütücü bir yanı da vardı. Ben buranın akustiğinden faydalanıp ses sanatçısı olma yolunda ilk adımlarımı attım^^ Gerçekten keyifliydi herşey.
Ta ki; biz yanlışlıkla kanyon yürüyüş yoluna girene dek. Sol tarafı uçurum olan yoldan çayı takip ederek çıktık ama nasıl bir yol. Pek fazla fotoğraf çekmemişim gerilmekten ve video çekmekten. Ama, bir sağdan bir soldan akan çay bir tarafımızda, yüksek, bahar sebebiyle her bir yerden şırıl şırıl sular akan yamaçlar, yer yer tepemize doğru çıkan kayalıklar arasındaki dar bir yoldan arabayla ilerlemek oldukça korkutucuydu. Kısa sürmesini ve doğru yol olmasını ümit ederek devam ettik. Neyse ki doğru yolmuş^^
O akşam da Ayancık'ta bir pidecide karnımızı doyurduk.
Bu pide de sanırım buralara özel bir pide. Daha önce bu şekilde yapılanını görmemiştim. Kıyması ve yumurtası karıştırılarak hazırlanmış bir harç konuyor üzerine. Çok lezzetliydi o da.
Tanıştığım herkes çok iyiydi, çok keyifli bir geziydi. Bundan sonra oralara sık sık yolum düşeceği için mutluyum. Daha ayrıntılı gezme fırsatım olacaktır.
Uzun bir yazı oldu, buraya kadar inen herkese teşekkürler.
Görüşmek üzere.
Tasarım:Sawako Kuronuma