Yöresel Lezzetler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yöresel Lezzetler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ekim 2017 Cuma

Kuru Yufka İle Balkabaklı Börek

Tam baharlık bir tarif ile geldim. Gerçi biz bunu yazın yapmıştık. Sonuçta dondurucunuzda varsa yılın her gününde yapabileceğiniz bir tarif. Balkabağı ile daha önce bir çok tarif denedim ve her birini de çok beğenirim. Ama bu börek de favorilerime eklendi kesinlikle. Daha önce duymuştum yapıldığını ancak hiç denemeyi düşünmemiştim. Yazın kayınvalidem dondurucuyu boşaltırken koca bir paket rendelenmiş kabak buldu ve kalabalık olacağımız bir akşam için, börek yapalım dedi. Daha önce hiç yapmadığımdan benim için de iyi bir fırsattı. Benim dolabımda da ablamın kayınvalidesinin yaptığı kuru yufkalar ve Ercüment'in kayınvalidesinin* :))) gönderdiği cevizler vardı. Böylece üç kayınvalidenin güçlerini birleştirdim ve harika bir börek yaptım :)
 
Kuru Yufka İle Balkabaklı Börek
Malzemeler
6 adet kuru yufka
4 su brd. rendelenmiş balkabağı
4 yemek kaşığı tozşeker
2 su brd. iri dövülmüş ceviz
Sosu için
2 yemek kaşığı sulu yoğurt
1/2 su brd. sıvıyağ
1/2 su brd. süt
Üzeri için
1 yumurta sarısı
1 yemek kaşığı sulu yoğurt

Yapılışı
  • Rendelenmiş balkabağına tozşeker ve cevizi ilave edip karıştırıyoruz. 
  • Yoğurt, yağ ve sütü karıştırıp bir kenara alıyoruz. 
  • Fırını 180 derecede alt- üst pişirmeye ayarlayın.
  • Kare şeklindeki kuru yufkaları teker teker akan su altında iyice ıslatıyoruz ve kuru bir bez üzerine, yan yana koyuyoruz, üzerlerine bir bez kapatıp 10 dk bekliyoruz.
  • Tepsiye yağlı kağıt serip, yufkalardan birinin katlarını dikkatlice açarak tepsiye yerleştiriyoruz. Sütlü karışımdan sürüyoruz ve bir kat daha yufka seriyoruz. Kabak harcının yarısını üzerine koyup düzenliyoruz. 
  • Tekrar yufka seriyoruz ve sütlü karışımdan sürüyoruz. Üzerine bir yufka daha koyup kalan balkabağı harcını yayıyoruz. 
  • Son yufkaları da aynı şekilde üst üste koyuyoruz. 1 kaşık sulu yoğurt ile yumurta sarısı karıştırıp böreğin üstüne sürüyoruz. Isınmış fırında üzeri güzelce kızarana dek pişiriyoruz. 
Afiyet olsun!

2 Haziran 2017 Cuma

Kıymalı Enginar Sapı Yemeği ve Yoğurtlu Enginar Sapı Salatası

Gezinin arasına girmek gibi olmasın ama^^ paylaşmak için sabırsızlandığım, vaktiyken yazayım dediğim bir tarifim var.
Enginar sapını pazarda ilk gördüğümde şaşırdım. Sap kısmının da yenilebilir olduğunu bilmiyordum. Zaten yaprakların yendiğini öğrendiğimde de şaşırmıştım^^
Sap kısmını hazır temizlenmiş ve su içerisinde poşetlenmiş olarak görünce denemek istedik ve aldık.
Eve gelince baktım ki zeytinyağlısı ve kıymalısı yapılıyoruş zaten. Tercihimi kıymalıdan yana kullandım ve hızlıca hazırlığa koyuldum. Büyük kısmıyla yemek yaptım, kalan kısmını da Ercüment yoğurtlu salata yaptı.
Her ikisi de çok beğendiğim lezzetler oldu. Özellikle yemeğe bayıldım. Bu ara pazarlarda enginar sapı kovalayabilirim^^
Gerçi enginar da aynı lezzeti verecektir diye düşünüyorum.
Kıymalı Enginar Sapı Yemeği
Malzemeler (2-3 kişilik)
10 adet enginar sapı
1 küçük boy soğan
Yumurta büyüklüğünde dana kıyma
1 avuç bezelye
1 avuç doğranmış havuç
2 yemek kaşığı ufak (kırık pirinç)
2 yemek kaşığı domates püresi
1 tatlı kaşığı domates salçası
1 yemek kaşığı doğranmış dereotu
Su

Yapılışı
  • Tencerenize kıymayı koyun. Soğanı yemeklik doğrayıp 1 yemek kaşığı sıvıyağ ile kıymaya ilave edip kavurun. Domates püresi ve salçayı ilave edip karıştırın.
  • Enginar saplarını uzunlamasına 4'e kesin, sonra da her bir çubuğu 2 cm uzunluğunda kesip tencereye ekleyin. Havuç ve bezelyeyi de ekleyip kavurun.
  • Yüzeyden görünecek kadar su ilave edin. Tuzunu, karabiberini ve en son da kırık pirincini ekleyip karıştırın. Tencerenin kapağını kapatıp orta ateşte pişmeye bırakın.
  • Havuç ve bezelyeler piştiğinde ocaktan alın. 
Yoğurtlu Enginar Sapı Salatası
Malzemeler
4-5 adet enginar sapı
2 küçük salatalık
1 yemek kaşığı mayonez
7 yemek kaşığı yoğurt
Tuz
Zeytinyağı
Dereotu

Yapılışı
  • Enginar saplarını ve salatalıkları rendeleyin. 
  • Yoğurt, mayonez, dereotu ve bir çimdik tuz ilave edip iyice karıştırın. 
  • Servis tabağına alıp üzerine zeytinyağı gezdirin. 
Afiyet olsun!
Görüşmek üzere.

28 Aralık 2016 Çarşamba

Cabada Etli Güveç

Caba/ toprak kap/ güveç kabı, ne derseniz, içinde pişen her şeyin lezzeti on kat daha artıyor. Bizim memlekette her mahallede odun fırınları olduğundan daha önce bahsetmiştim. O fırınlarda pişen ekmeklerin, yemeklerin, kompostoların, etlerin, her türlü şeyin tadı hala damağımda olsa da çok özledim. Köye her gittiğimizde fırını bir kez dahi olsun yaktırır, yemekler pişirtiriz. Gidemediğimizde de nadir de olsa yine cabamızı doldurur ocakta kısık ateşte pişiririz. Odun ateşinin kokusu eksik kalsa da, toprak kabın verdiği lezzet yine başkadır. Ben kendim hiç denememiştim daha önce. Evlendikten sonra kısmet oldu cabamı kullanmak. Lezzetine vardık ya şimdi her şeyi cabaya atmayı düşünmeye başladık :)
Fotoğraflarım alelade çekilmiş olsa da yayınlamak istedim bu yemeği. Toprak kabınız varsa belki denersiniz. Hatta yoksa da edinmeyi düşünürsünüz belki. İnanın pişman olmayacaksınız ;)

Cabada Etli Güveç
Malzemeler (6 kişilik)
1 kg kemiksiz dana eti
1 adet büyük boy veya 2 adet küçük boy patlıcan
1 adet büyük boy patates
1 adet büyük boy havuç
1 adet büyük sulu domates
2-3 adet sivri biber
10-12 adet arpacık soğan veya 3 küçük soğan, 4'e kesilmiş
1 baş sarımsak
3 yemek kaşığı sıvıyağ
Tuz, karabiber, kimyon
1 su brd. su


Yapılışı
  • Öncelikle arpacık soğanları soyun. Cabanın dibine bütün olarak yerleştirin.
  • Etinizi yumurta büyüklüğünde parçalara kesin. Soğanların üstüne yerleştirin.
  • Patatesi ve havucu soyun, orta büyüklükte doğrayıp etin üzerine yerleştirin. 
  • Biberleri doğrayıp malzemelerin üzerine dağıtın. Sarımsak dişlerini soyup bütün olarak aralara sıkıştırın.
  • Patlıcanı alaca doyun ve orta kalınlıkta doğrayıp en üste yerleştirin.
  • Son olarak domatesi soyun ve yemeklik doğrayıp en üste yerleştirin.
  • Tuz, karabiber ve kimyonu ekleyip sıvıyağı üzerlerinden dökün. En son suyunu dökün ve ocağa alın.
  • Kaynayana dek yüksek ateşte, kaynadıktan sonra en kısık ateşte 1 saat kapağı kapalı olarak pişirin.
  • Süre sonunda etleri kontrol edin. Ocağın altını orta ateşte açıp etler iyice pişene dek pişirin.
  • Tüm pişirme işlemi boyunca 15-20 dk'da bir kontrol edin ki soğanlar yanmasın.
Afiyet olsun!


Görüşmek üzere.

11 Ekim 2016 Salı

Lahana Kimchisi

Sonunda kimchi yaptım!
Uzun zamandır denemek istediğim, tadını çok merak ettiğim bir yiyecekti. Dünya'daki en sağlıklı 4. yiyecek olduğunu öğrendikten sonra bu isteğim iyice arttı.
Güney Kore dizilerinin merakımdaki etkisi oldukça büyük tabii ki. Ancak denemeye karar vermem yine Maangchi sayesinde oldu. Kimchinin sadece yemeklerin yanında yenen bir turşu olmadığını, birçok çeşitte yemeği yapılabildiğini ve her birinin de çok lezzetli göründüğünü farkettim. Bir gün Real markette dolaşırken Napa Lahanası veya Çin marulu/lahanası denen lahanadan gördüm. Aslında daha önceden de görmüştüm ama bizde Çin lahanası yerine marul diye geçiyor. Kimchi ise lahanadan yapılıyor. Dolayısıyla aklım karışmıştı ve o zamanlar da yapmaya pek hevesim olmadığı için almamıştım. Bu sefer internette biraz araştırma yaptım ve ikisinin aynı şey olduğunu anladım. Ertesi gün de denemelik bir tane aldım. Böylece kimchi serüvenim başladı.
Kimchi; bahsettiğim gibi lahanadan yapılan, içine çeşitli sebzeler ve soslar, bol aci biber, hatta istenirse deniz mahsulleri veya et ürünleri eklenip fermente olmaya bırakılarak yapılan bir yan yemek. Turşu. Bahsettiğim kimchi geleneksel tarzda yapılan. Ancak kimchi sadece lahanadan yapılmıyor. Salatalıktan, biberden, turptan, birçok sebzeden yapılabiliyor. Lahanadan yapılan kimchi ile sulu etli bir yemek, kızarmış pilav, omlet tarzı bir yemek, mandu denen mantı ve benim daha bilmediğim birçok yemek de yapılıyor.
Evet, geçelim kimchi nasıl yapılır'a. Ben elbetteki alengirsiz, geleneksel tarifi seçtim.
Öncelikle baş kahramanımız bu,
Lahana Kimçisi
Malzemeler
1 adet Çin lahanası/marulu
1/2 cup kaya tuzu
1 cup julyen doğranmış havuç
1 cup julyen doğranmış beyaz tatlı turp (ben kullanmadım)
3 adet yeşil soğan
1 küçük kuru soğan
15 diş sarımsak (dişler büyükse sayı azalabilir, benimkiler küçüktü)
1 TL büyüklüğünde taze zencefil
2 yemek kaşığı acı pul biber
2 yemek kaşığı tatlı toz kırmızı biber
1 yemek kaşığı balık sosu (Ben sadece 3-4 damla kullandım, mecburi değil)
1 cup su
1 tepeleme tatlı kaşığı pirinç unu
1 tatlı kaşığı tozşeker veya esmer şeker


Yapılışı
  • Lahananın sap kısmından biraz keserek temizleyin. Sadece beyaz kısmın ortasından diklemesine kesin. Yan çevirip diğer taraftan da kesin. Kesik yerden tutup lahanayı dörde ayırın.
  •  En ufaktan başlayıp her bir yaprağın arasına tuz serpiştirin. Tüm parçalara tuz serptikten sonra geniş ve derin bir tepsiye alıp beklemeye bırakın. 3-4 defa yarım saatte bir çevirin. Lahanalar sulanıp elastik bir yapıya kavuşmalı.


  • Bu sırada sebzeleri doğrayın. Yeşil soğanın yapraklarını iki parmak genişliğinde kesin. Beyaz kısmını ise daha küçük parçalara kesin.
  • Küçük bir tencerede veya soslukta 1 cup su ve pirinç ununu karıştırarak pişirin. Ocaktan alıp tozşekeri ekleyin.
  • Robotta soğan, sarımsaklar ve zencefili püre haline getirin.
  • Doğranmış sebzeler, sarımsaklı karışım, pirinç unlu karışım, balık sosu ve biberleri geniş ve derin bir kaba alıp iyice karıştırın.
  • Beyaz kısımları kıvrıldığında çıt diye kırılmayacak duruma geldiğinde lahanalar artık soslanıp bekletilmeye hazır demektir. Ellerinize artık mutfak kullanımına uygun eldivenleri geçirebilirsiniz (acı elinizi yakabilir). Tabi önce iyice yıkayacağız.
  • Lahanaları soğuk su altında güzelce yıkayın. Suyunu iyice süzdürün.
  • Parçalardan birini harcı hazırladığınız kaba alın. Lahananın her bir katına elinizle harçtan alarak iyice yayın. Tüm katlara harç sürüldükten sonra, lahananın uç yeşil kısımlarını elinizle toplayıp ikiye katlayın. Lahanaların sığacağı plastik veya cam bir saklama kabına yerleştirin. Tüm lahanalara aynı işlemi uygulayıp bitirin. Saklama kabında elinizle hafifçe bastırıp kapağını sıkıca kapatın.
  • Kimchinizi fermente olması için bir gece oda sıcaklığında bekletin. Ertesi gün kapağını açın ve bir kaşığın tersiyle üzerlerine bastırın. Hafif sulanmış ve bastırdığınızda kabarcıklar çıkıyorsa fermente olmaya başlamış demektir. İsterseniz artık buzdolabına kaldırıp, hemen yemeye başlayabilirsiniz. İsterseniz bir iki gün daha oda sıcaklığında bırakıp daha da ekşimesini sağlayabilirsiniz.
Afiyet olsun!


NOT:Kimchi fermente edilip ekşitilen bir yiyecektir. Ekşimiş ve fazla fermente olmuş halinden hoşlanmayacağınızı düşünüyorsanız, dışarıda bir gece bekletip buzdolabına kaldırın. Arada bir kapağını açıp kaşıkla bastırın ve çıkan suyunu üzerlerine serpiştirin. İstediğiniz zaman çıkarıp yiyebilirsiniz.
Buzdolabına koymuş olsanız da kimchiniz fermente olmaya devam edecektir. Ancak daha uzun sürecektir iyice ekşimesi. Ekşimiş halini istemiyorsanız 1-2 haftada tüketin. Ancak birçok kimchi yemeği ekşimiş, güzelce fermente olmuş kimchi ile yapılır.


Kimchi ile yaptığım tavuklu ve kimchili kızarmış pilav da çok yakında burada olacak.


Görüşmek üzere!



26 Nisan 2016 Salı

Sinop

Merhaba! Cumartesi günü döndük Sinop'tan. Herşey harikaydı -buz gibi esen rüzgar bile şimdi tatlı geliyor^^, herşey istediğimiz gibi gitti.
Sinop'tan bol haberle döneceğimi söylemiştim bir önceki yazımda. Gerçi Instagram'da yaptığım paylaşımlardan anlaşılmıştır; Ercüment ve ben nişanlandık ve kısa süre içinde de evleneceğiz. Aslında nişanımız Şubat ayında olmuştu, ama ben uzun süre aynı şeyleri paylaşmak istemediğim için herşey kesinleşince paylaşımlarıma başlamak istedim.
Birkaç senedir çift fotoğraflarımızı Sinop'ta çekmek üzerine konuşuyorduk. Mutluluğumuzu Karadeniz'in doğal güzellikleriyle fotoğraflamak çok daha çekici geliyordu. Nitekim öyle de yaptık.
Başka hiçbir yer düşünmeden Sinop biletlerimizi aldık, planlarımızı yaptık ve günü gelince her birini sıra sıra gerçekleştirdik.
Çok fazla fotoğraf olduğu için bugün sadece Sinop fotoğrafları paylaşacağım. Çift fotoğraflarımızdan, planımızdan ve nasıl uyguladığımızdan başka bir yazıda bahsedeceğim.
Buradan giderken Ercüment yanında montunu da götürmek istemişti ve ben komik bulup gülmüştüm. Sonunda da çantasından çıkarttırmıştım. Ancak o monta çok ihtiyacımız oldu, çünkü hava epey serin ve rüzgarlıydı. Yağmur beklendiğini biliyorduk zaten, ama bu kadar rüzgarlı olacağını tahmin etmemiştim ben. Dolayısıyla Ercüment şimdi hasta^^
Çay bahçelerindeki tüm sandalyeler denize çevrilmişti. Sebebini çok merak ettim doğrusu, ama sıradan bir tesadüf de olabilir tabi. Sinop'ta tüm sandalyeler denize çevrilir diye muhabbetini ettik.
Sinop'un mantısı meşhurmuş. İrice, üçgen katlanmış mantı çok lezzetliydi. Hem yoğurtlu, hem de cevizli opsiyonları varmış ama biz bunu bilmiyorduk. O yüzden yoğurtlu yedik. Uzun zamandır önümde böyle büyük bir porsiyon olmamıştı^^ Keyfini çıkardım.
Kale ve surları düzgün bir şekilde fotoğraflamayı çok istedim ama yapamadım. Denizden çekilmeli bence bu fotoğraflar.
Sinop'un rengi nedir derseniz mavi ve yeşil arasında kalırım. Her yer yemyeşil, ve mavi ile içiçe.
Hamsilos'u da bir görelim diye girdiğimiz yolun Akliman'a çıkması ve bizim oranın güzelliğine aşık olmamızla birlikte ilk fotoğraf çekimimiz başladı.
Akliman, bahar olması sebebiyle yemyeşildi ve kimsecikler yoktu. Burası bir koy. Aynı zamanda bir tabiat parkı ve piknik alanı. Ufak bir ücret ödeyerek giriş yapıyorsunuz, biz araçla girdiğimiz için 12 TL ödedik. Kıyıda ormanlık alanda piknik masaları var.
Kıyıya çekilmiş tekneler, birkaç sevimli köpek ve ağlarını hazırlayan birkaç balıkçı dışında tek başımızdaydık. Bu güzelliği görür görmez fotoğraflarımıza burada başlamalıyız dedik.

Baraj gölü.
Erfelek Tatlıca Şelaleleri. Şelale'ye de aynı gün geldik. Burada irili ufaklı 28 şelale bulunuyormuş ama biz ikinci şelaleye kadar çıktık. İleriki zamanlarda diğerlerini de görmeyi çok istiyorum. Biraz tırmanma gerektiriyor ama iyi bir yürüyüşle harika olacaktır.
Buraları da gördükten sonra fazla geç kalmadan Ayancık'a doğru yol aldık. Ayancık da Sinop kadar güzel, yemyeşil dağlarla çevrili, sahil kenarında bir ilçe. Her sahil kasabası gibi içinden bir çay geçiyor ve denizle buluşuyor.
   

Yazın buralar oldukça kalabalık oluyormuş. Çoğu ev kapalı, sahipleri Almanya'da yaşıyor. Buradan Almanya'ya göç çok olmuş. 
Buralar hep yamaç olduğu için çoğu köy de bu yamaçlarda kurulu. Denize karşı, küçük köylerde büyümüş insanları dinlemek keyifliydi.
Ertesi gün sabahtan tekrar yola çıktık. Bu sefer Akgöl ve İnaltı mağarasını görmek için yoldaydık.
Ayancık'tan da, Sinop'tan çok uzak değil buralar. Akgöl de, İnaltı da çok sakindi, yine tek başımızaydık.
Mağaraya çıkışta dik merdivenler var. Biraz yorucuydu ama çıkılmayacak kadar da çok değildi merdivenler. Ancak mağara kapalıydı, henüz sezon olmadığı için sanırım. Biz burada epey eğlendik. Ürkütücü bir yanı da vardı. Ben buranın akustiğinden faydalanıp ses sanatçısı olma yolunda ilk adımlarımı attım^^ Gerçekten keyifliydi herşey.
Ta ki; biz yanlışlıkla kanyon yürüyüş yoluna girene dek. Sol tarafı uçurum olan yoldan çayı takip ederek çıktık ama nasıl bir yol. Pek fazla fotoğraf çekmemişim gerilmekten ve video çekmekten. Ama, bir sağdan bir soldan akan çay bir tarafımızda, yüksek, bahar sebebiyle her bir yerden şırıl şırıl sular akan yamaçlar, yer yer tepemize doğru çıkan kayalıklar arasındaki dar bir yoldan arabayla ilerlemek oldukça korkutucuydu. Kısa sürmesini ve doğru yol olmasını ümit ederek devam ettik. Neyse ki doğru yolmuş^^
O akşam da Ayancık'ta bir pidecide karnımızı doyurduk.
Bu pide de sanırım buralara özel bir pide. Daha önce bu şekilde yapılanını görmemiştim. Kıyması ve yumurtası karıştırılarak hazırlanmış bir harç konuyor üzerine. Çok lezzetliydi o da.
Tanıştığım herkes çok iyiydi, çok keyifli bir geziydi. Bundan sonra oralara sık sık yolum düşeceği için mutluyum. Daha ayrıntılı gezme fırsatım olacaktır.
Uzun bir yazı oldu, buraya kadar inen herkese teşekkürler.
Görüşmek üzere.

20 Nisan 2016 Çarşamba

Yoğurtlu Yağlıca Otu ve Isırgan Otu kavurması

Merhaba,
Epey oldu yazmayalı. Birkaç aydır hem bizim ev, hem benim hayatım oldukça yoğundu. Yapılanları fotoğraflayamadım kimi zaman, kimi zaman da çektiğim fotoğrafları beğenmedim. Öyle olunca buraya koyacak bir şeyler de çıkmadı. Ama sırf sessizliğimi bozmuş olmak için uğramak istedim bugün.
Geçtiğimiz hafta sonu ablamın düğünü vardı. Dolayısıyla bu ayın ilk yarısı oldukça yoğun geçti. Yoğunluk, kalabalık ve düğün stresinin verdiği yorgunluk daha üzerimizden çıkmadı tabi. Ama ablam gördüğüm en güzel gelinlerden biri olmuştu. Her şeye rağmen çok güzel, kusursuz ve unutulmaz bir düğün oldu.
Ben bu arada diyetime tam gaz devam ettim. Epey yavaş olsa da kilo vermem, yaklaşık 10 kilo kadar verdim Mutluyum, hedefime ulaşmama az kaldı.
Diyet yapmak zor iş. Uzun vadeli bir diyet yapıyorsanız, yiyecek çeşitliliğinin az olması çok can sıkabiliyor. Her gün aynı şeyleri yemek artık "böööğ" dedirtebiliyor insana. Ama ben -çok şükür ki, çok fazla zorlanmadım. Her hafta değişen diyet listem, iki günde bir farklı türde beslenmem bana çok yardımcı oldu. Ayrıca sebze çeşitliliğinden ve son zamanlarda baharın getirdiklerinden de çok yararlandım.
Bahar mevsiminde diyet yapmak da kolay. Onlarca ot çeşidi varken yemek çeşidi de bollaşıyor elbette. Annem ablamın düğünü için gelirken köyden bir iki çeşit ot getirmiş. Yağlıca dediğimiz bir ot ve ısırgan.
Ben daha önce ısırganı sadece börekte yemiştim. Yağlıcayı ise pek hatırlamıyorum.
Yağlıca, ıspanağa benzeyen, daha ince sapları olan, ıspanaktan daha kalın ve düzgün yapıda, isminden de anlaşılacağı gibi yaprakları daha pürüzsüz-kaygan yapılı bir ot. İnce sapları piştiğinde, ıspanağa göre biraz daha sert kalıyor. Bu yüzden -yerken anladığım kadarıyla, sapları daha küçük doğramak gerekiyor.
Ben hem ısırganı, hem de yağlıcayı önce kaynamış tuzlu suda birkaç dakika beklettim. Daha sonra soğuk suya soktum ve suyunu iyice sıkıp doğrayarak kullandım.
Ben diyette olduğum için fazla teferruatlı olmasın diye sadece soğan ve baharatlarla tatlandırdım. Ama çok biraz salça ve su ilavesiyle yemeği de yapılabilir yağlıcanın.
İşyerinde öğlen yemeğim için gayet güzel, hafif bir yemek oldular bana.

Yoğurtlu Yağlıca Otu ve Isırgan Otu kavurması
Malzemeler
Yarım demet yağlıca otu
Yarım demet ısırgan otu
1 küçük soğan
Tuz, karabiber, pulbiber
Üzerine
3 yemek kaşığı yoğurt
1 yemek kaşığı sıvıyağ (ben kullanmadım)
Pulbiber
Yapılışı
  • Isırganın ellerinizi yakmaması için öncelikle plastik bir eldiven giyin. Yağlıcayı ve ısırganı su dolu bir kaba alın. Birkaç su yıkadıktan sonra su doldurup biraz sirke sıkın ve 10-15 dk bekletin (bu aşama temizlik için).
  • Küçük bir tencereye su doldurup kaynatın. 1 tatlı kaşığı tuz ekleyip karıştırın. Otları ekleyin ve birkaç dakika kaynatın. Suyunu süzün ve otları hemen soğuk su dolu bir kaba alın. Soğuyan otları çıkarıp elinizle çok zarar vermeden sıkın. Bıçakla gelişigüzel doğrayın.
  • Bir tavaya 2 yemek kaşığı sıvıyağ koyun. Küçük bir soğanı yemeklik doğrayıp kavurun.
  • Doğradığınız otları da ekleyip karıştırın. 3-5 dakika bu şekilde kavurduktan sonra, gerekiyorsa tuzunu ekleyin. Karabiber ve pulbiber ekleyip ocaktan alın.
  • Servis tabağına koyduğunuz yemeğin üzerine çırpılmış yoğurdu dökün.
  • Bir cezvede 1 yemek kaşığı sıvıyağı kızdırın. biraz pulbiber ekleyip karıştırın. Yoğurdun üzerine serpiştirip servis edebilirsiniz.
Yakında yine bir yazı yazmak istiyorum. Bu ay bitmeden olmalı, biliyorsunuz arşivde 1 görmeye tahammül edemiyorum^^
İşte böyle. Yarın Sinop'a ufak bir geziye gidiyorum. Bol haberle dönmeyi planlıyorum. Şimdiden sizlere iyi hafta sonları dilerim. Instagram'da bol bol fotoğraf paylaşacağım. Oraya da beklerim.

Görüşmek üzere.
Tasarım:Sawako Kuronuma