7 Ağustos 2015 Cuma

Mozaik Pasta

Bizim evde mozaik pasta ben taaaaaaa 4-5 yaşlarındayken keşfedildi. O sıralar ablalarım da genç kızlar tabi, -hala öyleler :))) Nerden bulundu bu tarif, kimden alındı bilmiyorum ama mozaik pasta ile ilgili en büyük anım, hala gözümün önündedir o gün, biraz acı olmuştu.
Biliyorsunuz; mozaik pastanın harcını kaşıkla alıp, elde yuvarlayıp hindistancevizine bularsanız, o zamanların meşhur top pastasını yaparsınız. İşte bir gün ablalarım ve annem oturmuşlar top pasta yaparlarken ben de yanlarına yerleştim. Çocukluk hali, sabırsızlık had safhada tabi, durur muyum? Durmadım. Yaramazlık yapıp, bol bol götürüyorum onların yuvarladıklarını. Bir değil, iki değil, üç değil, böyle gitti bu. Sonra o ılık harç, hala zihnimde harcın dokusu, sıcaklığı, tadı, her şeyi, bana dokundu. Mide bulantıları mı dersiniz, karın ağrıları mı dersiniz, epey zor bir gün geçirdim. Senelerce görmek bile istemedim. O gün bugündür pek hazzetmem mozaik pasta fikrinden. Dışarıda gördüğümde, adını duyduğumda hep o gün gelir aklıma; mozaik pasta harcının tadı, sıcaklığı.. Ama yerim :) Nadir de olsa (4-5 yılda bir?) yaparım ve yerim.
Ama bizim Ada'mız (en büyük ablamın kızı, yeğenim) pek sever mozaik pastayı. Ada bu sene çok kalmayacağı için, kısa vakitte yapılabilecekleri iyi planladım ve bir gün de mozaik pasta yaptım ona. Aslında birlikte yaptık. Bisküvileri kırma işi onundu :) Neyse ki kolay bir tatlı, hemencecik yapıp attık dolaba.
Mozaik Pasta
Malzemeler

1 paket sade petibör bisküvi
1 paket kakaolu petibör bisküvi
75 gr tereyağı/ margarin
2 yemek kaşığı kakao
40 gr bitter çikolata
1 su brd. süt
2 yemek kaşığı tozşeker

Hindistancevizi
İri kırılmış kavrulmuş badem

Yapılışı
  • Küçük bir  tencerede tereyağı eritin. Sütü, şekeri ve kakaoyu ekleyip çırpın. Ocağın altını kapatın ve çikolatayı iri parçalara kırıp ekleyin.
  • Bir kaba bisküvileri biraz iri kalacak şekilde kırın. Üzerine ılık* olan kakaolu karışımı dökün ve kaşıkla iyice karıştırın.
  • Streç filmle kaplanmış kalıba karışımı dökün ve kaşıkla hafif bastırarak iyice yerleştirin. Streç filmi üzerine kapatıp buzdolabında en az 2 saat bekletin. Süre sonunda pastayı streç filmden çıkarıp servis tabağına alın ve üzerini kavrulmuş badem parçaları ve hindistancevizi ile süsleyip servis edin.
Afiyet olsun.
Görüşmek üzere.

5 Ağustos 2015 Çarşamba

Pamukkale, Hierapolis

Pamukkale'yi daha önce sadece fotoğraflarda gördüğümden ve çok fazla da bilgim olmadığından gördüğümde epey şaşırdım. Üzerine hiç düşünmemiştim nasıl oluştu, zemini nasıl hissettiriyordur, terasları, suyu nasıl.. Ayak bastığım anda çoğu soruma cevap aldım diyebilirim :)
Bizim gittiğimizde çok kalabalık değildi ve rahatça yürüyüp fotoğraf çekebildik. Zaten çoğunlukla yabancı turistler vardı.
Aşağıda böyle bir gölet/havuz var. Sol tarafta kafe/ler var. Gölette ördekler yüzüyor, su bisikleti sürülebiliyor. Sağda ise az sonra göreceğiniz gibi yüzme havuzları var. Büyük ihtimalle onların suyu da travertenlere gelen su. Pamukkale'ye girişte müze kart kullanabiliyorsunuz. Ama müze kartınız yoksa 25 TL ödeyerek girebiliyorsunuz. Diğer ören yerleri ve müzeler için müze.gov.tr'ye bakabilirsiniz.
İçeri girdik ve terliklerimizi çıkardık, çantalarımıza koyduk. Yerlerden su akıyor ve dokusu sizi ilk bastığınızda şaşırtıyor. Pütürlü, sert ve ıslak zemin yer yer işkembe^^ görünümüne bürünüyor, yer yer ince dalgalı bir zemin oluyor. Kaygan olacağını sanmıştık ama kalsiyum karbonat oluşumu olduğu için kaymıyor bu zemin. Sadece en tepelerde bir kısım kayıyor yosun oluştuğu için. Tabi yine de dikkatli yürümekte fayda var. Ayrıca Pamukkale'ye güneş gözlüğünüz olmadan gitmemenizi de tavsiye ederim. Çünkü her yer beyaz olduğu için gözler güneşin yansımasıyla çok acıyor.
 Yürümesi kolay ve yukarılarda ve inişte özleyeceğiniz zemin üstteki :)
 Bu da idare eder.. Ama asıl işkembe görünümlü olan kısımlar epey can acıtıyor :) Onları da fotoğraflamıştım ama buraya almayı unutmuşum.
Bu da su birikintilerinin zemininde bulunan toz. Bastığınızda yumuşacık hissediyorsunuz. Ama birikintilere dikkatli girmek gerek çünkü içeride minik taşlar var epey can yakıyor birden basınca. Tecrübeyle sabittir.
Bu, bulut bulut görüntüye baktıkça doyamayacaksınız :)
 Dolu olan teraslardan biri. Ama üsttekilerin çoğu boştu.
 Tepeden vadinin görünüşü.
 En tepeye çıktıktan sonra dilerseniz geri dönebilir, dilerseniz biraz daha ilerleyip Hierapolis Antik Kenti'ni ve havuzunu görmeye gidebilirsiniz. Havuz bölgesine girişte müze kart kullanabiliyorsunuz. Ancak havuzda yüzmek istiyorsanız para ödemek zorundasınız. Ücreti 35 TL. Biz girmedik. Ben müze kart kullanılabildiğini sanıyordum ama ücretli olduğunu öğrenince ve çok da vaktimiz olmadığı için girmedim.
 Burada antik kent biraz geniş bir alana yayılı. O yüzden her tarafı gezmek istiyorsanız sıkışık vakitte gitmeyin. Biz uçak saatimiz yüzünden sadece tiyatroya kadar çıktık ve geri döndük.
Bu tatilde gördüğümüz 3 antik tiyatro içerisinde en büyüğü burasıydı. Oldukça büyüktü ve sahnesi de diğerlerine göre daha büyük ve gösterişliydi.
Tiyatrodan inerken güneşin batışı. Artık dönüş saatimiz için hızlı olmalıydık. O yüzden burayı koştura koştura indik (Yine de inerken dikkatimi çeken bir çiçeğin, -burada yok tabi ama, kapari bitkisinin videosunu çektim bilmeden. Daha sonra kapari neymiş diye araştırırken farkettim çiçeklerden. Yani Denizli'de kapari doğal olarak yetişiyor :) Bu da kısa bir bilgi :))
Tabi bir de travertenlerden tekrar geçmek zorunda kaldık ve ayaklarımız epey zorlandı. Bu yüzden eğer antik kenti gezecekseniz veya sadece tiyatroya çıkacaksanız bile sırt çantanızda spor ayakkabılarınız olsun. Benim gibi parmak arası terlikle çıkmaya kalkmayın. Dağda parmak arası terlikle yürümek pek akıllıca değil.
 Biz arabayı aşağıdaki girişte bırakmıştık. Ancak yukarıda bir giriş daha var. Yukarıya, antik kentin yakınına kadar araçla gidilebiliyor. Eğer yukarı araçla çıkarsanız, önce antik kenti dolaşırsanız ve inerken Pamukkale'den geçerseniz ayaklarınız çok zorlanmaz ama sürücü arabayı getirmek için araç yolundan yürümek zorunda kalır. Aracı aşağıda bırakırsanız da Pamukkale'den iki defa çıplak ayakla geçmek zorunda kalırsınız :) Bizim gibi.. Araç yolundan yürüme mesafesini bilmiyorum. O yüzden her halükarda Pamukkale'de ayaklar birazcık zorlanıyor :) Ama değiyor. Kesinlikle değiyor ;)
Gidin görün efendim. Ya o, ya biz yok olmadan görmek lazım güzellikleri.
 
SON
:))

Aphrodisias'ta kısa bir tur..

Haziran ayında yaptığımız tatilin serisini bugün bitiriyorum sonunda. Bu son yazıyı da iki part halinde yayınlayacağım. Ve artık fotoğrafları ne zaman düzenleyeceğim, hangilerini seçeceğim diye dertlenmeme gerek kalmayacak :) Bekleyen ve yayınlamak istediğim fazlaca tarifim olduğu için sabırsızlanıyorum.
Gezimizin son ve dönüş günü olan Cuma günü yine sabah erkenden kahvaltımızı yapıp otelden ayrıldık. Marmaris'e geldik ama hiç buranın sahilinden denize girmedik, küstürmeyelim dedik ve orada ayaklarımızı suya soktuk. Çarşıda son bir tur attık. O güzelim dağ manzarasına karşı son fotoğraflarımızı çektik ve Denizli'ye doğru yol aldık. Epey keyifli ve hızlı bir yolculuk sonrası Aydın yolunda Aphrodisias tabelaları görmeye başladık. Aslında buradan haberim vardı ama vakit yetmez diye planlara dahil etmemiştim. Sonuçta Pamukkale ve Hierapolis zaman alacaktı ve arabayı teslim etmeden önce yıkatmamız, temizlememiz gerekecekti. Yine de biz içimizdeki gezme isteğine karşı koyamadık. Haritaya göre çok da uzakta değildi ve bir daha sadece burası için gelmeyeceğimize göre şimdi görmemizin faydası vardı. Böylece U dönüşü ile Aphrodisias yoluna girdik :)
Vardığımızda biraz şaşkındık çünkü giriş kapalıydı. Kimse de yoktu. Burası mı değil mi diye bakınırken yolun karşısından bizi seyreden görevlileri gördük. Onlara sorduktan sonra orada turistleri bekleyen, alana götürüp getiren traktör içeri götürdü.
Kaunos'tan sonra burası daha büyük, müzesi ve satış dükkanlarıyla, çay ocağıyla falan daha düzenli geldi.
Sağdaki bina müze. İçerisi kazılardan çıkan büstlerle, heykellerle, o zamanlarda kullanılan eşyalarla dolu. Gezmek için bir yarım saat ayırmak gerekiyor. Biz hızlıca dolaştık içeride. 
 Afrodit heykeli.
 Bir savaş komutanı.
 Bu fotoğrafı çok seviyorum. Taşlara oyulmuş bu yüzler ve ifadeleri çok hoşuma gidiyor. O zamanlar nerede kullanıldıklarını merak ediyorum.
 Burası da çok büyük bir alanda. Her yeri dolaşabilmek için epey vakit istiyor ama bizim gibi hızlıca bir saat ayırarak da dolaşabilirsiniz.
 Burası Aphrodisias'ın hipodromu. İki uçta da giriş bulunmakta. Burada oturulup seyredilen karşılaşmaları da çok merak ediyorum. Keşke şöyle önümüzde bir ekran belirse ve o günlerden kesitler görebilsek :)
 Burası da tiyatro. Oldukça geniş ve sahnesi de duruyor.
 Bu fotoğrafları dönüş yolunda çektim. Aphrodisias'a giderken gözümden kaçmaları imkansızdı. Yol kenarına epeyce yayılmışlar. Bu sarı öbekler burayı biraz gerçek dışı yapıyordu benim için. O yüzden dönerken durup fotoğraflayacağıma dair söz vermiştim kendime. Hatta hemencecik defterimin arasına koymak için de bir parça kopardım :))
İşte böyle.. Pamukkale ve Hierapolis de yemeğimi yedikten sonra burada olacaklar.
Görüşmek üzere ;)
 
Tasarım:Sawako Kuronuma