8 Aralık 2009 Salı

Çikolatalı Pasta






Aylardır işsizim ve iş arıyorum. Derken Turkcell'in telefonla kontör satışını yapan bir şirketten randevu verdiler. Geçtiğimiz perşembe de bu iş için eğitim almaya başladım. Güzel yerdi, çalışanlar hep gençti, bana; buz gibi soğuk havası ve çam ormanı manzarası ile Kuzeykent'i hatırlatıp okul yıllarıma döndürüyordu beni. Ama çok sıkıcıydı. Sadece dinlemekten bile yorulmuştum. Belki de aylardır çalışmamaktan dolayı tembelleşmiştim ama sıkıcıydı işte. 2 günlük teorik eğitimden sonra pratik eğitime geçmiştik cumartesi günü. Çok heyecanlıydım. Ama işin başına oturduktan sonra hiç bir heyecan kalmadı bende. Gayet iyi gitti. Fakat çok, çokdan da çok yorucu ve kafa ütüleyici bir iş olduğunu çok kısa bir süre içerisinde öğrendim. Baş ağrıları, ses kısıklığı, boğaz ağrısı derken o gün akşamı zor ettim. Öğrendim ki telefonda satış işi bana göre değilmiş. Hem ben ne anlarım ki pazarlamadan? Zaten ne işim vardı orada? Caydım. Pazar günü de eğitim vardı ama ben gitmedim. Yapamazdım. Zaten pazar günü eğitim mi olurmuş? Bir gün daha dayanamazdım herhalde o uğultuya, baş ağrısına, boğazımın yırtılmasına :)
Cumartesi günü, nasıl olsa yarın gitmeyeceğim diyerek alışveriş yaptım, pasta yapmak istiyordu canım. Kekini kendim yaptım. Hafif bir pasta oldu. Kreması için yine Crem Ole kullandım. Arasına 2 kaşık vişne reçeli sürdüm. Üst süslemesi için de çikolata erittim. Ama pek başarılı olamadım süsleme kısmında. Hedefim şeritler yapmaktı aslında ama olmayınca ben de doğaçlama yaptm :) Ve böyle bir pasta çıktı ortaya.

2 Aralık 2009 Çarşamba

Yağmurlu Bir İstanbul Sabahı














Bayramın üçüncü günü Üsküdar'a, balık tutmaya gittim abimle. Geceden karar vermiştik çıkmaya. Sabah yağmur olacağı aklımızın ucundan geçmemişti. Ama yağan yağmur caydıramadı bizi. Aldık şemsiyemizi çıktık. İlk kez sabahın o saatinde sokaklarda dolaştığım için biraz heyecanlıydım. Etraf karanlık, hiç kimse düşmemiş yollara henüz. Tek tük geçen arabalar, bir azalıp bir çoğalan yağmur ve karşı yakanın manzarası.
Ben fotoğraf çekiyorum, abim oltasını atıyor, çekiyor. Böyle geçen birkaç saatten sonra abim oltasını tekrar attı. Ama bu sefer bir farklılık vardı. Abim oltasını attığı anda alçaktan uçan bir martı misinaya takılmıştı. Hemen farkettik durumu ve yavaşça çekmeye başladık, ama biz çektikçe hayvan suda çırpınıyordu. Telaşlandık tabi ölecek diye. Misinanın bir yerlerini kesmesinden korktuk. Ama abim aldığında hiç bir yerine zarar gelmediğini, sadece misinanın boynuna ve kanadına dolandığını gördük. Yavaşça kurtardık onu misinadan. Ama martının da öyle bir bakışı vardı ki "abi bu ilk değil yaa" der gibiydi. Bişey olmamıştı iyiki. Yoksa çok üzülürdük.





Tasarım:Sawako Kuronuma