16 Nisan 2015 Perşembe

İçimdeki Deniz - 2

Aşağıda yazdıklarım benim özel hayatım hakkındadır. İlgilenmeyenler lütfen devam etmeyip sağ üst köşedeki x'e tıklasınlar.
Bir önceki kısmı buradan okuyabilirsiniz.
...
Tosya'ya vardığımda artık anne ve babamla yalnızdım. Okul seçimi ve kayıt işlemleri de tamamlandıktan sonra benim için kabus dönmek üzereydi.
O gece uyuyamamıştım bile. Bir yandan korkuyordum bir yandan da heyecanlıydım. Bütün kıyafetlerimi tam olarak giymiştim. İlk gün olduğu için babam da benimle birlikte okula gelmişti. Bir köşeye geçmeden önce bana "herkese merhaba de, günaydın de, çekingen davranma" demişti. Babamın bu tavsiyesi bana o zamana kadar söylediği en içten şeydi. Babam gittikten sonra onun tavsiyesine uyup birkaç kıza günaydın demiştim. Bu biraz olsun beni rahatlatmıştı.
O gün alışılmadık şeylerle karşılaşmıştım. Mesela orada öğrenciler üçerli sıra oluyordu ve önde kız öğrenciler duruyordu. Yine sınıflarda kız öğrenciler ön sıralara oturtuluyodu ve kızlar kravat yerine arma kullanıyordu. Çoğu kız öğrenci başlarında eşarpla geliyor, zil çalmadan önce bir köşede çıkarıyorlardı. Bu bana en ilginç geleniydi çünkü ilk kez okula başı kapalı gelen kızlar görüyordum.
İlk günden diğer kızların yakınlığı sayesinde arkadaş edinmiştim. Artık rahatlamıştım biraz olsun. İlerleyen günlerde, bu rahatlığı, alıştığım sınıfımı, arkadaşlarımı ve üstesinden yavaşça geldiğim sorunların başka bir sınıfta tekrarlanmaması için, müdürün, İngilizce ve bilgisayar ağırlıklı Anadolu Ticaret bölümüne geçme teklifini reddetmiştim.
Günler okulda kolay geçiyordu. Korktuğum şeyleri çok yaşamamış, biraz da İstanbul'dan gelmiş olmanın verdiği forsla rahatlamıştım. Bu, orada küçük de olsa bir avantajdı.
Evde olduğumda sıkılıyor, bunalıyordum. Tüm vaktimi Tv izleyerek ya da ders çalışarak geçiriyordum ama bir huy geliştirmiştim; annemi etrafımda görmek istiyordum. Sesini duymalı, en azından nerede olduğunu an be an bilmeliydim. Yakın komşular toplanıp genelde bizim kapının eşiğinde otururlar, sohbet ederler, bu sırada akşam yemeği için hazırlıklarını yaparlardı, fasulye ayıklamak, sebze soymak gibi.. Annemin sesini duyamadığımda panikle cama koşar bir kontrol ederdim. Göremediysem seslenirdim. Eğer uzun süre ortaya çıkmadıysa döndüğünde bağırır çağırırdım. O da arada bir söylense de bunu hoş karşılıyordu.
Uyku problemi yaşamaya başlamıştım. En kötüsü de, ne zaman başladı bilmiyorum ama bugüne kadar süren, saçlarımı koparmak gibi kötü bir huy daha edinmiştim. Saçlarımı kopardığımı farkettiğimde anlamıştım depresyona girdiğimi. Annem bunu farketmiş olmalıydı, çünkü oturduğum yerde, genellikle hep aynı yere atıyordum kopardığım saçlarımı ve görünemeyecek miktarlarda da değildi bu yığınlar. Gelip giden ablalarım da farketmişlerdi ve beni uyarıyorlardı yapmamam konusunda, çünkü elim sürekli başımda koparacak saç seçiyordum. Ama bu tırnak yemek gibi bağımlılık yapan bir olaydı ve bırakamıyordum, elimi iki dakikalığına çeksem de farkına varmadan tekrar götürüyordum. Hatta hep aynı yerden kopardığım ve yeni çıkanları da banyoda aynanın karşısında cımbızla kopardığım için ceviz kadar boş bir alan yapmıştım kafamda. Okula giderken tokalarla diğer saçları oraya topluyor, görünmemesini sağlıyordum (harbi tedaviye ihtiyacım varmış değil mi?).
Tatillerde gelip giden ablalarımı, abimi çok özlüyordum. Onlar da anlaşıp aynı zamanda geliyorlardı, sanırım sıkılmamak için, ya da abim de Ankara'da okuduğu için ikisini bir arada çıkarmak istiyorlardı. Ama giderken de aynı zamanda gidiyorlardı. Bu beni biraz üzüyordu sanırım, geçenlerde bulduğum defterimdeki notlardan birinde "birlikte gelip, birlikte gidiyorlar, insan yavaş yavaş yalnız bırakır kardeşini" yazmışım. Hiç öyle sıcak, nasıl anlatayım, yakın, kaba tabirle vıcık vıcık? Öyle sarılıp koklaştığımız, oyunlar oynadığımız bir ilişkimiz olmamıştı ama alışmıştım varlıklarına. Belki de benden büyük oldukları içindi. Genelde Tv yüzünden kavga ederdik. Ablam müzik kanallarını, abim büyük çocuk çizgi filmlerini, bense Ay Savaşçısı'nı, Heidi'yi izlemek isterdim. Ama yokluklarında onlarla olmayı özlüyordum. Ne ablalarıma ablacığım dediğimi, ne de abime abiciğim dediğimi hatırlamam. Sadece babama babişko derdim. O da orta okuldaki sorunlar yüzünden düşmüştü dilimden. Her sabah yaptığımız; onun çaya, benim sıcak süte bandığım Eti Burçak keyfimizi de o zaman bırakmıştım.
Okuldaki arkadaşlarımla çok iyi anlaşıyordum. Kısa sürede birbirimize bağlanmıştık. Okulda ve dışarıda birbirimizden hiç ayrılmıyorduk. Çarşıya çıkıyorduk birlikte, mağazaları dolaşıyorduk, her yere birlikte gidiyorduk, gidecek yer yoksa çay boyu bir tur atıyorduk. Artık birbirimizin evlerine de gidip gelmeye başlamıştık. Hatta boş derslerde okuldan kaçıyorduk.
Sonraları her genç kız gibi erkeklere ilgi duymaya başladık. Birbirimize sırlarımızı, hoşlandığımız çocukları anlatıyorduk. Birlikte gizli bir dil geliştirmiştik. Rumuzlarımız vardı, radyoyu arayıp istek parça bırakıyorduk. Akşamları radyoda ismimiz kaç kere çıkacak sayıyorduk, ertesi gün kritiğini yapıyorduk, diğer sınıflardan ya da okullardan tanıdıklarımızın isteklerini eleştiriyor, dedikodu yapıyorduk.
Ama günler her ne kadar arkadaşlarımla eğlenceli geçse de, yavaştı. Bitmek bilmiyordu.
Yaz tatilleri yaklaştığında İstanbul'a gelmek için babama yalvarmaya başlıyordum. Her seferinde de inatla reddeder, gözlerini belertirdi. Sonrasında ablalarımın, eniştelerimin iknalarıyla gönderirdi beni yaz başında İstanbul'a. Ablamın evi olsa da pek rahat edemezdim ama İstanbul olması yeterliydi. Dışarı da çıkmazdım pek. Arkadaşlarım yoktu. Tosya'ya ne kadar geç dönersem o kadar iyiydi benim için. Hele yaz sıcağında ortaya çıkan, açık pencereden içeri uçarak girip, kendini lambaya çarpıp yere düşen karafatma benzeri bir böcek yüzünden yazın Tosya'da olmak fikri çok korkutucu geliyordu. Hala gittiğimde o böceğin korkusundan rahat uyuyamam.
Tosya-İstanbul arası seyahatlerimde yalnız olmaya alışmıştım, kendim gidip gelebiliyordum ama nedense İstanbul'da tek başıma hiç bir yere gidemiyordum. Bir minibüslük mesafede oturan babaannemlere ablamla gidiyordum. Benimle yaşıt kuzenimi çok sevsem de bu davranışım yüzünden sık sık görüşemiyorduk. Otobüse minibüse tek başına binmeye çekinmem, herkesin bana bakacak olması korkusundandı. Dikkat çekip, herkesin bana bakması korkum benimle 5-6 yıl daha kalacaktı..

8 yorum:

  1. Sonrasını merakla bekliyorum. O sıralar yaşadığın birçok sorunun da çözüldüğünü tahmin ediyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sorunlar yavaş yavaş çözüldü tabi ama geçmeyen bir pişmanlık hissi yok değil :)

      Sil
  2. deniz,
    sen bu yazılarını yazdın ve kısım kısım mı paylaşıyorsun,yoksa yazdıkça mı paylaşıyorsun?
    bunu ne diye merak ettimse!
    hikayeyi merakla bekliyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :))
      Yazıp paylaşıyorum. Önceden hazırlamadım.

      Sil
  3. Nasil akici bir anlatim sevgili Deniz kalemine saglik :) devamini heyecanla bekliyorum. Okul ile ilgili sikintilar olacak gibi hissediyorum ya bakalim ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beğenmene sevindim.
      Aslında hikayede belli bir olay yok. Başladım öyle yazmaya ama umarım sonu hayal kırıklığı olmaz okuyucular için.

      Sil
  4. Okudukça kendi kızlarımı hayal ettim.Benim 7 yaşındaki kızımda saçlarını yoluyor.Çünkü okulla ilgili sıkıntıları var malesef... ve biz de anne baba olarak bu konuda yardımcı olmaya çalışıyoruz.Ama yine de zor tabii :( yazdıkların benim çok hoşuma gitti.Diğerlerinide merakla bekliyorum.
    sevgiler...

    YanıtlaSil
  5. Tasarım çok hoş öncelikle. Yazıyı tam okuyamadım yine döneceğim :)

    Ben de beklerim

    YanıtlaSil

Tasarım:Sawako Kuronuma