8 Nisan 2015 Çarşamba

İçimdeki Deniz -1

Aşağıda yazdıklarım benim özel hayatım hakkındadır. Banane senin özel hayatından, sen de kimsin gibi düşünceleri olanlar lütfen devam etmeyip sağ üstteki x'e tıklasınlar.

Hayatımda bu zamana kadar pişman olduğum, içime oturan tek bir şey var. Bu tek şey, benim tüm hayatımın yönünü etkileyen tek şey aynı zamanda.
Hiç bir zaman hırslı bir insan olmadım. Kesinlikle şunu yapacağım dediğim çok olduysa da, orta yolda kolayca vazgeçip, hiç onu düşünmemişim gibi devam edebildim. Şu şunu yapmış ben de yapayım, şunun şusu varmış benim de olsun, şu benim olmalı illa, en iyisi ben olmalıyım, en başarılısı ben olmalıyım gibi bir düşüncem hiç olmadı. Bu iyi bir şey mi peki, hayır. Hırs bir insanda olması gereken en önemli duygulardan biri. Ama her şey gibi o da kararında olmalı.
Ailenin en küçük çocuğuyum. En büyük ablalarım benden oldukça büyükler. Ben orta okula giderken en büyük ablam doğu görevini yapıp İstanbul'da çalışmaya çoktan başlamıştı, ilk yeğenim ben 10 yaşındayken doğmuştu.
Ve ben orta okula geçtiğimde önemsiz gibi görünse de hayatımda büyük rol oynayan, yine benim kişiliğimin böyle çekingen, öne çıkamayan, göze batmak istemeyen biri oluşumun zeminini oluşturan, şu sıralar yavaş yavaş üstesinden geldiğim, şimdi açıklayamayacağım bir gerçekle karşılaşmıştım. Bu sebep yüzünden okul hayatım kabusa dönüşmüş, zaten çekingen biri olan ben tamamen silik biri olmuştum.
Orta okulun sonlarına doğru annem ve babam beni de alıp memleketimiz Tosya'ya taşınmaya karar vermişlerdi. Benden büyük abim üniversiteye başlıyordu, bekar ablalarımdan biri Manyas'ta görevine başlamıştı, diğeri de çalışıyordu. Anne-babaya muhtaç tek ben kalmıştım yani.
O zamana kadar hiç düşünmemiştim meslekler hakkında. Hayatım boyunca yapacağım bir işe sahip olmam gerektiğini bilmiyordum bile, doğal olarak o yaşta. Arkadaşımın ablası sayesinde haberdar olmuştum stilistlik mesleğinden. Çok küçük yaşlarımdan beri en büyük ablamı taklit ederek çizimler yapardım. Yapışırdım ona bana kız çizsene diye. Çizdiği kız resimlerinin benzerlerini yapardım. Yavaş yavaş kendi tarzımı oluşturmuştum bile.
İşte böylece Kadıköy'deki bir kız meslek lisesinden haberdar olmuştum. Orada okumak istiyordum, stilist olacaktım. Gelgelelim ki ben hala olayların ciddiyetini kavrayamamıştım. Orta sonda bir sınava girip başarısız oldum sanırım, sonucu da bilmiyorum, zorunluluktan girmiştim sınava. Zaten okuldaki başka kaygılarımdan dolayı başarısız bir çocuktum. Ne öğretmen olan babam ve ablam, ne diğerleri, kimse bana olayın ciddiyetini anlatmamıştı. Kimse bana seçenekler sunmamıştı. Ne istediğimi sorup, benim ne olabileceğimi düşünüp bana yol göstermemişti. Hala onları bundan sorumlu tutsam da bir nebze, en büyük suçlu bendim tabii ki. Herkes kendi hayatının derdindeydi, kimseye sensin sebep diyemem. Tabi bu yazıyı okuyana kadar onlar da bu hislerimden haberdar olmadılar.
Ablalarımdan, anne-babamdan duyduğum kadarıyla Tosya çok küçük bir yerdi. Orada rahatça sokağa çıkamazdı kadınlar, genç kızlar öyle rahat giyinemezler, hatta bazıları okula da gidemezlerdi bir yerden sonra. Evet biraz abartıydı bunlar ama doğruydu da bir bakıma. Sokağa çıktığınızda başlar size dönerdi rahatsız edici bir şekilde. Herkes de birbirini tanıdığı için o gün dışarıda ne yaptığınız ailenize hatta akrabalarınıza kolayca ulaşırdı. Kendinizi kaptırıp biraz sesli gülseniz adınız kötüye çıkardı. Hele pastanelerde oturmayı düşünmeyin bile, çoktan kötü kız olurdunuz. Tabi bir erkekle dışarıda yürümeyi veya konuşmayı saymıyorum hiç. Merhaba da diyemezdiniz. Bunları oraya gittikten sonra tecrübe etmiştim tabi.
Tosya'ya gittiğimde hayat benim için çok değişmişti. Anne ve babamla kalakalmıştım. O zamana kadar fark etmediğim bir çok şeyi görmeye başlamıştım. İstanbul'da okul, arkadaşlar, ablalarım, abim derken etrafımda olanların hiç farkında değilmişim. İşte bu farkındalık babamla aramı açacak, sonraki 6-7 sene, arada tartışmalar yaşanacak, benim ona karşı tahammülümün olmayacağı zorlu bir dönem olacaktı. Bu döneme şahit olanlar beni saygısız, agresif, terbiyesiz diye nitelendireceklerdi.
Yaz tatili bitmek üzereydi. Tosya'daki kız meslek lisesinde stilistlik  bölümü yoktu. Benim için hayal kırıklığıydı. Ama artık orada bir okula kayıt olmalıydım. Ben hala olayın ciddiyetinden habersiz, babamın en azından kolay iş bulursun, okul bitince işsiz kalmazsın diyerek ticaret lisesi önerisine, nefret ettiğim bu küçük ilçede evimize en yakın okul olduğu için evet demiştim. Aslında Anadolu lisesine de girebilme ihtimalim vardı, ve düz liseye de gidebilirdim. Hatta kız meslek lisesine de gidebilirdim ama ben evimize en yakınını seçerek o önemli noktayı kolayca dönüvermiştim.
Her gününü ayrı sayacağım, nefret ettiğim bu memleketteki üç yıllık süre böyle başlamıştı..

18 yorum:

  1. çok güzel ifade etmişsin duygularını. devamı da gelecek değil mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, devam edeceğim.. Uzun bir hikaye olduğu için sıkmadan azar azar yazmayı düşünüyorum.

      Sil
  2. ne güzel hikaye.. devamını merakla bekliyorum.
    sevgiler

    YanıtlaSil
  3. Duygularını açıklıkla ifade edebildiğin hikayenin devamını merakla bekliyorum Deniz:)

    YanıtlaSil
  4. deniz çok merak ediyorum,sabırla devamını bekliyorum,tosya'ya kaç yıllarında gittin onu da merak ediyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sanırım tanıdık çıkıcaz :) 2000-2003 arası Tosya'daydım yanlış hatırlamıyorsam :) Wow şimdi yazınca ne çok zaman olmuş öyle..

      Sil
  5. Kücük yerleri ben de sevmiyorum acikcasi. Herkesin birbirini tanidigi ve hicbir seyin unutulmadigi bir kasabada yasamak istemem (zamaninda yasadigim icin böyle söylüyorum).

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne doğru söylediniz, hiç bir şey unutulmuyor küçük yerlerde. Bir yandan sevsem de kasaba hayatını, modernleşememiş insanlarla uğraşmak zor oluyor.

      Sil
  6. Ben çocukken Denizcim, İzmit de öyle harika bir yer sayılmazdı, hoş şimdi de harika değil ama olsun. Öyle askılı veya şort giyip dışarı çıktığımı bilmem. Yazlık yerlere özgüydü o tarz giyinmek. Sonra bir dönem düzeldi millet bi açıldı saçıldı falan ama şimdi 10 yıl önceki gibi değil, berbat. Çok göç alan bir yer olduğu için her tür insan var, İstanbulun ufak hali aslında biraz. Küçük yerlerde yaşamın zor olduğunu biliyorum, İzmit'ten Konyaya taşınan bir arkadaşım vardı o anlatıyordu, sonra başkaları da oldu elbette. Annemi okuldan sonra arkadaşlarıyla sohbet ediyor gidip pastanede gazinoda bir yerde oturuyor diye okuldan almışlar zamanında. Hala söyler bir laf yüzünden geleceğimi yaktılar diye. O zamanlar eski zamanlar dememek lazım aslında çok örnek var böyle. Yine de oraların da kendine özgü bir havası, bir ruhu var ama insan bunu büyüyüp oradan uzaklaştığında anlıyor ancak. Alışmak kolay değil yeni düzene, bir çocuk olarak uzunca bir zaman çaba göstermeni anlıyorum. Burada da onu biraz yaşadım aslında ben.
    Meslekler konusundaki seçimlere gelirsek, birkaç gündür biz de bunun üzerinde konuşuyoruz burada. Çok severek okudum üniversitedeki bölümümü, ama pek çoğunun gözünde okul okumamışım gibi görünüyor bölümünden ötürü. Lisede bölüm seçmelerimde de öyle iyi bir yönlendirilme yapılmadı, ara sıra kızarım ben de aileme ama en büyük hata aslında kendimizde. Yani büyüdükçe böyle düşünmeye odaklandım. Şimdilerde çok şanslı çocuklar. Biraz hayat da ona yönlendiriyor aslında ebeveynleri ama ne biliym onları görünce eskiden olduğum halime üzülüyorum. Keşke diyorum biraz daha gayret edebilseymişim.
    Ayy konu nerden nereye geldi çok pardon kaptırdım yine kendimi.
    Şimdilerde memleketin ile ilgili düşüncelerin nasıl onu merak ettim ben, o zamanlar günleri saymışsın, çok bunalmışsın ama sonraları düzeldi mi? Ben mesela İzmitte çok bunalırdım sıkılırdım nefret ettiğim zamanlarda olmuştu hatta ama şimdi gözümde değerli bir taş gibi:) Düşününce neden böyle hissetmişim ki diyorum kendime suç buluyorum...Hayat çok acayip...
    Mutlu güzel baharlar diliyorum sana:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Küçük yelerin maalesef bu tür sorunları çok oluyor. İnsanlar sanırım yapacak iş olmadığından etrafa sarıyor. Aileler de mecbur çocuklarını kısıtlıyorlar. Tabi bundan en büyük nasibi kız çocukları ve kadınlar alıyorlar. Hayatlar böyle bambaşka yönlere dönüyor sonra. Okuldan sonra arkadaşlarımla pastanede oturuyoruz diye bir gün öğretmenim sokakta karşılaştığımızda beni babama şikayet etmişti :) Neyse ki babam böyle şeyleri çok önemseyen biri değildi. Ama laf çıksa, zor durumda kalsa kızardı elbet.
      Meslekler konusunda her ne kadar kendi ailem üzülmesin diye bir şey söylemiyor olsam da ben aileleri sorumlu tutuyorum. Elbette küçük yaşta çocuğun neye karar vereceği pek belli olmasa da aileler çocuğunu tanır ve ona göre yardımcı olmaya çalışırsa daha mutlu insanlar olur. En azından bilgi vermek, yardımcı olmaya çalışmak yine seçimi ona bırakmak çok önemli bence. O yaşta bir çocuğu suçlayamıyorum ben ne kadar düşünsem de. Ha, bilgiyi alıp, kendi istediği mesleğe geldikten sonra da mutlu değilse seçiminden en azından o çocuğun kendi seçimi olacak, başkalarını sorumlu tutmayacak, içi bir nebze daha rahat olacak. Şimdi üniversite sınavları yaklaştı, yeğenim girecek sınava tekrar. Ona yardımcı olmayı o kadar istiyorum ki, o da bocalıyor çünkü.
      Şimdilerde memleketim ile ilgili düşüncelerim daha farklı. Diğer yazılarımda bahsedeceğim. Dediğin gibi hayat çok acayip :)
      Sana da çok güzel, güneşli, mutlu günler dilerim.
      Teşekkürler uğradığın için.

      Sil
  7. Anlıyorum sizi...bahane değil aslında bir başka olayın gelişmesi için sebeb oluyor yaşadıklarımız ve bizi bir yerlere sürüklüyor zaman içinde ve şekil alıyoruz...ama çocukken karar veremiyoruz, kabul etmek zorunda kalıyoruz...
    Güzel günler dileklerimle...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yaşanan olaylar, verilen kararlar bizi buralara getiren. Geriye dönüp bakmak çare olmadığından üzülüyor insan.
      Size de iyi günler dilerim.

      Sil
  8. Yaşamın ne getireceğini bilmek imkansız. İstanbul'dan Bodrum'a yerleştikten sonra İstanbul benim için bitmişti. Çok seyrek çocuklar orada diye zorunlu olduğum durumlarda geliyordum ve 2 gün bile tahammül edemiyordum. 17 yıllık süreçte örneğin İstanbul'da araba kullanamıyordum, panik atak başlıyordu. Ama Bodrum'da başımıza gelen bir sel felaketi sonunda tıpış tıpış geldik gene. Seni anlıyorum ama büyüklerine de hak veriyorum. Şartlar onu gerektirmiş.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayatın bizi götürdüğü şekilde yaşıyoruz, doğru. Keşke bazı şeyleri yaşamadan görebilsek ama ne yazık ki yaşadıkça öğreniyoruz.

      Sil
  9. Denizcim zevkle okudum canım.Şimdi diğerine geçiyorum ;)

    YanıtlaSil

Tasarım:Sawako Kuronuma